Tarhan: “Yapay zekâ, karar destek sistemi olarak hızla klinik pratiğimize girmekte”

12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim8 - İnsana Yaraşır İş ve Ekonomik Büyüme

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Beyin Araştırmaları Derneği katkısıyla Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü tarafından “Sinirbilimden Nöroteknolojiye Yenilikçi Yaklaşımlar” temasıyla düzenlenen 24. Ulusal Sinirbilim Kongresine katıldı. Tarhan, “Hesaplamalı Psikiyatri ve Zihin Paradigması Dtx: Dijital Terapödikler” başlığında sunum gerçekleştirdi. Dijitalleşme ve yapay zekânın sağlık alanındaki dönüşümüne dikkat çekti. Nöropsikiyatride yapay zekâ destekli tedavi yaklaşımının önem kazandığını belirten Tarhan, insan beyninin bağlantısallığı ve karar alma mekanizmaları ile beyin görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeleri değerlendirdi.  

Boğaziçi Üniversitesi Güney Yerleşke Albert Long Hall’da gerçekleştirilen kongreye Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi İstatistik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kemal Arıkan ile NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin başta olmak üzere alanında uzman birçok isim konuşmacı olarak katıldı.

“Dijitalleşmenin en çok kullanıldığı alanların başında sağlık sektörü geliyor” 

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hesaplamalı Psikiyatri ve Zihin Paradigması Dtx: Dijital Terapödikler” başlığında bir sunum gerçekleştirdi. Dijitalleşmenin sağlık alanındaki etkisinin giderek arttığına ve dijital sağlık verilerinin önem kazandığına dikkat çeken Tarhan; “Son on yılda dijital sağlık izimiz giderek artıyor. Dijital ilaçlardan, yani ‘Digital Therapeutics’ten bahsedilen bir döneme girildi. Artık farmakolojik ilaçlar gibi dijital ilaçlar da ciddi şekilde tartışılıyor. Bunun en önemli nedeni dijitalleşme, elektronik sağlık kayıtları ve genom araştırmalarıdır. Dünyada dijitalleşmenin en çok kullanıldığı alanların başında sağlık sektörü geliyor çünkü süreçleri çok kolaylaştırıyor. Türkiye, e-Nabız sistemiyle pandemi döneminde dünyada ciddi bir fark oluşturarak bu konuda en başarılı ülkelerden biri oldu. Şu anda toplanmış büyük bir veri bulunuyor. Sağlık verisi her yıl yaklaşık yüzde 40-45 oranında büyümektedir. Sağlık sektörü, dünyada üretilen toplam verinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor. 2013 yılında dönemin ABD Başkanı Obama, Beyin İnisiyatifini başlatırken elektronik sağlık kayıtlarının, nörogenetiğin ve nöroteknolojinin ne kadar önemli olduğunu vurguladı. Nitekim 2003 yılında Genom Projesini başlatan Clinton da 2013’teki bir sunumda, ‘Biz genom projesini yaptık. 1 dolara mal ettiğimiz teknolojiyi dünyaya 147 dolara sattık.’ demişti. Şimdi beyin araştırmalarında da aynı hedefle teknolojiyi kullanarak benzer bir sonuca ulaşılmak istendiğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Yapay zekâ, karar destek sistemi olarak hızla klinik pratiğimize girmekte”

Türkiye’de bilişsel psikoloji kavramının çoğunlukla Bilişsel Davranışçı Terapi ile karıştırıldığına ve yapay zekânın nöropsikiyatride giderek daha fazla kullanılmaya başlandığına dikkat çeken Tarhan; “Türkiye’de bilişsel psikoloji dendiğinde genellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) anlaşılıyor. Aslında kognitif psikoloji, beyni bir bilgisayar gibi ele alan psikoloji dalıdır. Örneğin, ODTÜ’de bilişsel psikoloji anabilim dalı olarak bulunmaktadır. Biz de kurmak ve açmak istedik ancak kognitif psikolojinin bu yapısını maalesef kabul ettiremedik. Nihayetinde nörobilim kapsamında birçok çalışmayı gerçekleştirebiliyoruz. Bilgisayarların ilk çıktığı 1950 ve 60’lı yılların temel sorusu ‘Makineler öğrenebilir mi?’ iken, günümüzün temel sorusu ‘Makineler hissedebilir mi?’ olmuştur. Şu an beynimizde ‘Makineler gerçekten hissedebilir mi?’ sorusu tartışılıyor. Geldiğimiz noktada nöropsikiyatride yapay zekâ destekli tedavi dönemi başladı. Nihai kararı yine uzman hekim verecek olsa da yapay zekâ, bir karar destek sistemi olarak hızla klinik pratiğimize girmekte.” şeklinde konuştu. 

“İnsan beyni bulanık mantıkla işler”

İnsan beyninin çalışma biçiminin yapay zekâ sistemleriyle ilişkisine dikkat çeken Tarhan; “Bugün yapay zekânın karar destek sistemlerimizi ne kadar ciddi şekilde etkilediğini görebiliyoruz. Beyindeki bağlantısallık ilkesinde en kritik soru ‘Her şey bir şey, bir şey her şey mi?’ sorusudur. İnsan beyni olasılık matematiğiyle çalışır. Süper determinizm veya siyah-beyaz (1-0) mantığıyla çalışan Newton matematiğinin aksine, insan beyni bulanık mantıkla yani fuzzy logic işler. Hinton, derin öğrenme yani deep learning sistemini geliştirirken siyah ve beyazın arasındaki gri alanların hesaplamasını yaparak Boltzmann makinesi modelini ortaya koydu. Bu durum, yapay sinir ağlarıyla makine öğrenmesini mümkün kılan temel buluşları sağladı.” dedi. 

Beynin karar alma mekanizmasının basit bir taklidi…

İnsan beyninin karmaşık yapısının ve karar alma mekanizmasının matematiksel olarak modellenebildiğini ifade eden Tarhan; “Derin öğrenme sadece 1 ve 0’dan ibaret değil diğer ara tonların da hesaplanabilmesidir. İnsan beyni 2 veya 3 boyutlu değil 7 boyutlu tanımlanabilen karmaşık bir yapıdır. Yapısal ve fonksiyonel bağlantıların yanı sıra küçük nöron gruplarının bağlandığı ‘click’ ve daha büyük grupların bağlandığı ‘cavity’ bağlantılar mevcuttur. Bu verilerin elde edilmesi hesaplamalı psikiyatride beyin fonksiyonlarını ölçülebilir hâle getiriyor. İsviçre’de başlatılan ve cebirsel topoloji mimarisini kullanan Mavi Beyin Projesi de beynin matematiksel işleyişini kanıtlayan ilk çalışmalardandı. Bu sistem, nöral genetik algoritmalarla sinir ağlarını birleştirerek cebirsel bir topoloji haritası çıkarıyor. Yapılan modellemeyle mekânsal boyutlar ve geometrik nesnelerin topolojik boyutu tanımlanabiliyor. Böylece bir uyarana karşı beynin verdiği aktivite desenini ve görsel yorumlama sürecini izleyebiliyoruz. Tüm bu süreçlerde bilgi çözülüyor, işleniyor ve nihayetinde bir karara varılıyor. Bilgisayarlar da bu cebirsel topoloji mimarisini kullanarak karar alır ki bu aslında insan beyninin karar alma mekanizmasının basit bir taklididir.” ifadelerini kullandı. 

“Beynimiz inanış organı gibi çalışıyor”

Beynin yalnızca duygu ve düşüncelerle değil, aynı zamanda inanç ve olasılık hesaplarıyla çalışan bir yapı olduğuna dikkat çeken Tarhan; “Beynimiz sadece bir duygu veya düşünce organından ziyade bir ‘inanış organı’ gibi çalışmaktadır. Beyin ihtimal hesapları yapar ve rasyonel inanç dediğimiz olasılıklara yönelir. Akıl, bilgi ve veriyle hareket eder. Bir kişi ne kadar çok veriye sahipse o kadar doğru kararlar verebilir. Dolayısıyla günümüzde veri tabanı çok önemli bir hale gelmiştir. Kortikal sütunlardaki bu çift yönlü bilgi akışı, karar sistemimizin temelini oluşturur. Zihin felsefesine göre insan beyni, bedenden çok daha büyük ve kapsamlıdır. Bu noktada işin içine kuantum mekaniği ve kuantum hesaplama giriyor. Zihnimizin ve beynimizin kuantum alanında yankılanan bir alıcı gibi çalışıp çalışmadığı hâlen önemli bir sorudur. Sicim teorisine (String Theory) göre evrende katı bir madde yoktur, her şey bir salınım ve titreşimden ibaret elektronik iplikçiklerdir. Madde dediğimiz şey aslında bir osilasyon yumağıdır. Bu gerçekliğin psikiyatriyi, nörobilimi ve tüm tıp dünyasını etkilememesi düşünülemez. Şu an klinik pratiğimizde network analizleri uyguluyoruz. Bu verileri Stanford Üniversitesinin kişiye özel hassas psikiyatri yayınlarından alıp multidisipliner toplantılarımızda değerlendirdik.” şeklinde konuştu.

İnsan beyninin gerçek zamanlı işleyişi haritalanabiliyor

Nöropsikiyatride hastalıkların sinir ağları üzerinden değerlendirilmesinin ve fonksiyonel beyin görüntüleme teknolojilerinin önemine dikkat çeken Tarhan; “Hastalıklardaki nöral sinir ağlarına baktığımızda farkındalık yani mindfulness ile ilgili ‘default mode network’, serotonin geri alım inhibitörlerinin etki ettiği ‘salience network’, negatif ve pozitif duygu durumlarıyla ilgili dopamin/noradrenalin ağları, dikkat ve kognitif kontrol ağları mevcuttur. Frontal ve parietal lobların ya da amigdalanın hangi ağlarla nasıl bağlantı kurduğuna dair elde edilen haritalamalar, o hastalıkta hangi alanın aday network olduğu bilgisini verir. Ancak son kararı, olası yanlış pozitif/negatif sonuçları eleyerek her zaman klinisyen vermelidir. Artık nöropsikiyatrinin geleceğinde hastalıkları sadece ‘şizofreni’ veya ‘bipolar’ olarak adlandırmayacağız. Beynin hangi bölgeleri arasında bir kopukluk (diskonnektivite) veya ‘connectom’ bozukluğu olduğunu söyleyeceğiz. Fonksiyonel beyin görüntüleme teknolojileri sayesinde insan beyninin gerçek zamanlı işleyişi haritalanabiliyor. Burada QEEG’nin (Kantitatif EEG) diğer görüntüleme tekniklerine göre en büyük avantajı anlık zamanlama imkânı sunmasıdır.” dedi. 

“İnsanın anlam arayışı hepsinden önemli hâle geldi”

Nörobilim ile anlam bilimi arasındaki ilişkiye dikkat çeken Tarhan; “Nörobilimle anlam biliminin ilişkisini kurmak adına Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisini hatırlayalım. Maslow, piramidin en tepesine önceleri kendini gerçekleştirmeyi koymuşken, vefatından önce çıkardığı kitabında bu tepe noktasını ‘kendini aşma’ yani başkalarına yardım etme ihtiyacı olarak değiştirmiştir. Ünlü psikiyatrist Viktor Frankl da temel ihtiyaçlar karşılanmasa bile insanın anlam arayışının hepsinden önemli hâle geldiğini savunmuştur. Viktor Frankl, 38 yaşında bir hekim olarak esir düştüğü Nazi kamplarında yaşadığı 30 Mart Olayından çok etkilenir. Bir arkadaşı rüyasında 30 Mart’ta kurtulacağını görür ve buna inanır. Ancak 30 Mart gelir, rüya gerçekleşmez ve umudunu kaybeden arkadaşı birkaç gün içinde ölür. Frankl, hayata tutunmak için yüklenen anlamın biyolojik ve nörofizyolojik bir sonuç doğurduğunu, umudun kaybının fiziksel ölüme yol açtığını bizzat gözlemlemiştir. Odak ve motivasyonla gelişen nöroplastisite çalışmaları da bunu doğrulamaktadır.” şeklinde konuştu. 

Prof. Dr. Kemal Arıkan, koruyucu hekimliğin öneminden bahsetti

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi İstatistik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kemal Arıkan, 24. Ulusal Sinirbilim Kongresinde “Psikiyatride Koruyucu Hekimlik: Depresyon Nüksünün Kestiriminde QEEG’nin Yeri” başlığında bir sunum gerçekleştirdi. 

Prof. Dr. Kemal Arıkan, sunumunda depresyonun tekrarlama riskinin öngörülmesinde QEEG’nin (kantitatif EEG) kullanımını ele aldı. QEEG verilerinin depresyon nüksünün öngörülmesine ve koruyucu hekimlik uygulamalarına sağlayabileceği katkılara dikkat çekti. 

Prof. Dr. Barış Metin, yapay zekânın nöropsikiyatride tanı süreçlerine sağlayabileceği katkıları anlattı

24. Ulusal Sinirbilim Kongresine NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin de katıldı. Metin, “Yapay zeka nöropsikiyatride güvenilir tanısal destek araçları sağlayabilir mi?” başlığında bir konuşma gerçekleştirdi. 

Prof. Dr. Barış Metin, konuşmasında yapay zekânın nöropsikiyatride tanı süreçlerine sağlayabileceği katkıları ele aldı. Yapay zekânın klinik karar süreçlerini destekleyebileceğine ve bu teknolojilerin güvenilirliğinin önemine dikkat çekti. 
 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi15 Eylül 2026