Sınav sürecinde sonuç mu süreç mi önemli?

12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim8 - İnsana Yaraşır İş ve Ekonomik Büyüme

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ankara Özel Öğretim Derneği (ÖZ-DER) tarafından düzenlenen çevrimiçi söyleşiye katıldı. Tarhan, “Sağlıklı Sınıf İkliminde Öğretmenin Psikolojik Rolü” başlığında bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşide eğitimde kalıcı değişimin bireyden başlayarak topluma yayılan bir yaklaşımla mümkün olduğunu belirten Tarhan, erken yaşta erdem ve ahlak eğitiminin önemine dikkat çekti. Haz ve hız odaklı yaşam tarzının gençlerde sabırsızlık ve dikkat dağınıklığını artırdığını vurguladı. Tarhan, sosyal normlardan aile yapısına kadar birçok değer sisteminin dönüşüm içinde olduğunu da söyledi. Okul ikliminde öğretmen-öğrenci ilişkisinin belirleyici rol oynadığını, şefkatli disiplin ve olumlu pekiştirmenin aidiyet duygusunu güçlendirdiğini söyleyen Tarhan, öğrencilerin sonuç yerine süreç odaklı düşünmeye yönlendirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. 

Çevrimiçi gerçekleşen söyleşinin moderatörlüğünü Öz-Der Akademi Koordinatörü Yahya Kıraç gerçekleştirdi. 

Düzenlenen söyleşiye Ankara Öz-Der bünyesindeki kurumlarda görev alan idareci ve öğretmenler katıldı. 

“Gençlik bir savrulma yaşıyor”

Değişimin kalıcı olabilmesi için eğitimdeki temel yaklaşımın doğru kurulması gerektiğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Değişim yapılır, bir müddet sonra bakarsınız ki kalıcı olmadığı için 5-10 yıl sonra yapılanlar ve verilen tavsiyeler uygulanmaz hale gelir. Uygulanmadığı zaman da zamanla uçar gider. Onun için değişimde devamlılığı sağlamak adına mutlaka aşağıdan yukarıya doğru bir değişimi hedeflemek gerekir. Yani bireyden başlayıp özele, özelden genele gitmek gerekiyor. Genelden özele doğru ilerleyen değişim çok doğru bir yöntem değil. Bu noktada okul ve eğitim çok önemli. Çocukları yetiştirirken özellikle bugün Uzak Doğu’da uygulanan Mısır’da da yeni yeni başlanılan bir yöntem var. 4-6 yaş arasındaki çocuklara sadece erdem ve ahlak eğitimi veriliyor. Bu dönemde başka hiçbir bilgi yüklenmiyor yalnızca erdem ve ahlak üzerinde duruluyor. Bilgi ise bundan sonra verilmeye başlanıyor. Biz bunu yapmazsak ileride daha çok şey yaşarız. Çünkü lise dönemi artık geç kalınmış bir dönem. Çocuk 10 yaşına geldiğinde anneden babadan kopmaya, çevrenin etkisinde kalmaya başlıyor. Bir de günümüzde dijital etkiler var. Sosyal medya ve küresel etkileşim gençleri sürekli etkiliyor. Bu nedenle gençlik bir savrulma yaşıyor. Burada bizim ne yapacağımızı çok iyi düşünmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı. 

“En önemli sorun haz ve hız odaklı bir yaşam”

Bu çağın çocuklarında yaşanan problemi ele alan Tarhan; “Bugünün çocuklarında en sık karşılaştığımız sorunlar özellikle pandemiden sonra daha da arttı. Daha önce hastaneye yatırma noktasına gelen ergen hastalarımız neredeyse olmazdı. Ancak şimdi ilk defa anne babaya şiddet uygulayan, okul reddi yaşayan, dijital ekranlara aşırı maruz kalmanın sonucunda yapay zeka psikozuna giren çocukları yatırmaya başladık. Bu durum şu anda oldukça ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Bunun arkasında en fazla kaygı, dikkat eksikliği, anlam kaybı, ruhsal zorlanma ve stres gibi etkenleri görüyoruz. Genç kuşağın bugün yaşadığı en önemli sorunlardan biri haz ve hız odaklı bir yaşam sürmesi. Her şeyi çok hızlı yaşıyorlar. Bir dakikalık bir videoyu bile 1 buçuk ya da 2 kat hızda izliyorlar. Zaten ergenlik döneminde biyolojik olarak acelecilik ve sabırsızlık vardır. ‘Hemen şimdi olsun’ anlayışı hakimdir. Emek vermeden elde etme, kolay olana yönelme eğilimi de gençlerde daha sık görülüyor. Bir de bugünün gençliği ile önceki kuşaklar arasında önemli bir fark var. Özellikle bugün 40 yaş ve üzerindeki nesiller gençliklerini yokluk içinde geçirerek olgunlaşmak zorundaydı. Şimdiki çocuklar ise varlık içinde olgunlaşmak durumunda. Oysa varlık içinde olgunlaşmak çok daha zor. Çünkü ihtiyaç duydukları pek çok şey önlerine adeta altın tepside sunuluyor. Böyle bir ortamda ‘Hayır’ diyebilmeyi ve sahip olduklarının kıymetini bilmeyi öğrenmek kolay olmuyor. Bu nedenle bu çocuklar zaman zaman evin küçük kralı haline geliyor hatta evin reisi gibi davranabiliyor. Liderliği anne babadan alıyorlar. Bugün öğretmenlerin sınıflarda yaşadığı en büyük zorluklardan biri de tam olarak bu.” şeklinde konuştu. 

“Normların tamamı tehlike altında”

Toplumsal değerlerde ve normlarda dönüşüm süreci yaşandığını söyleyen Tarhan; “Toplumu koruyan değerler vardır. Birincisi hukuki değerler ve hukuki normlardır. Bunlar kanunlar, yasalar ve yönetmeliklerle belirlenir. İkinci olarak sosyal normlar vardır, bunlar da gelenek ve göreneklerle şekillenir. Üçüncü normlar aile normlarıdır, anne babanın ve ailenin benimsediği değerlerdir. Dördüncü normlar ise ahlaki ve vicdani normlardır, bunlar da ahlakla belirlenir. Bugün baktığımızda bu normların tamamı tehlike altında. Hukuki normlar küresel ölçekte birçok yerde sadece yazılı olarak kalmış durumda; uygulamada yeterince karşılık bulmuyor. Sosyal normlar ise değişti. Çünkü artık kültür aktarımını anne baba değil, dijital maruziyet ve ekranlar yapıyor. Bu durum çocukları doğrudan etkilemeye başladı. Çocuklarda hız ve haz odaklı bir yaşam anlayışı oluşuyor. Bu da dikkat eksikliğini ve dikkat dağınıklığını artırıyor. Emek ve düşünme gerektiren şeyler çocukları sıkmaya başlıyor. Aynı zamanda yalnızlık da artıyor. Çünkü sosyalleşme dijital ortamda gerçekleşiyor ve yüzeysel kalıyor. Fiziksel temas ise giderek azalıyor. Oysa birçok öğrenme biçimi duygusal etkileşimle gerçekleşir. Oynayarak, koşarak, deneyerek, söküp takarak öğrenilir. Bunlar olmayınca dijital ortam sadece görsel bir öğrenme sağlıyor, duygusal öğrenmeyi ise yeterince desteklemiyor. Bunun sonucunda çocukların beynindeki sosyal ve duygusal beceri alanları gerektiği gibi gelişemiyor.” dedi.

“Yeni çağın sorunlarına yeni cevaplar üretmemiz gerekiyor”

Çocukların dünyayı algılayış biçiminin değiştiğini söyleyen Tarhan; “Çocuklarımız şu anda sadece bizim çocuklarımız değil yaşadığı çağın çocukları. Bu çağın çocuğu oldukları için yaşadıkları dönemin şartlarına uygun hareket etmemiz gerekiyor. Eski sorulara eski cevaplar vermek yerine yeni çağın sorunlarına yeni cevaplar üretmemiz gerekiyor. Bugün çocuk kendini güvende hissetmiyor. Sadece anlam duygusunu değil artık gerçeklik duygusunu da kaybetmeye başladı. Beynimizin tanımladığı üç temel gerçeklik vardı. Birincisi fiziksel dünya gerçekliği, içinde yaşadığımız madde dünyası. İkincisi hayal gerçekliği, hayal kuruyoruz, sonra gerçek dünyaya dönünce ‘Bu bir hayaldi.’ diyoruz. Üçüncüsü ise rüya gerçekliği. Rüya görüyoruz, uyandıktan sonra kısa bir sersemlik döneminin ardından ‘Bu bir rüyaymış.’ diyerek gerçekliğe dönüyoruz. Şimdi ise dördüncü bir gerçeklik ortaya çıktı. Yapay zeka gerçekliği. Yapay zekayla aşırı düzeyde temas eden, özellikle ergenlik dönemindeki ve daha küçük yaştaki çocuklar, duygusal, düşünsel ve sosyal sınırlarını kaybetmeye başlayabiliyor. Çocuk yapay zeka ortamından çıktığında bile oradaki deneyimi gerçek hayatın devamı gibi yaşamaya çalışıyor. Böyle bir dönemde çocuk yetiştirmek çok daha zor. Aynı şekilde öğretmenlik yapmak, eğitimcilik yapmak da çok daha zor ama bütün bu zorlukların yanında, doğru kullanıldığında bu çağın önemli avantajları da var.” ifadelerini kullandı.

“Ahlak pusulası olan çocuklar teknolojiyi doğru kullanabilir”

Çocuklara kazandırılması gereken temel değerlerden bahseden Tarhan; “Çocuklarda değerlilik ölçüsü olarak iyi insan olmayı kurmamız gerekiyor. Değerlilik piramidinin en tepesine iyi insan olmayı koyacağız. Bunun ardından ahlaklı olmayı, daha sonra dinin ritüellerini ve en sonunda başarıyı yerleştireceğiz. Yani burada iyi insan olmayı ego ideal olarak çocuğa küçük yaşta öğretmek gerekiyor. Bunu 10 yaşına kadar öğrettik, öğrettik ondan sonra çok daha zor oluyor. Bu dönemde duygu eğitimini önemsiyoruz. Eskiden bunu bazı kurumlar ve yapılar yapardı. Köşe başlarındaki dergahlarda önce ilim öğrenmeye gelen kişiye önce edep denilirdi. Sokak ve mahalle kültürü de bunu desteklerdi. Şimdi ise bunların çoğu yok. Çocuk bunu anne babadan da görmezse medya üzerinden öğrenmeye başlıyor. Bu nedenle çocuğa iyi insan olmayı, erdemli olmayı ve erdem ahlakını öğretmemiz gerekiyor. Erdem ahlakını öğrenmeyen bir çocuk için teknoloji hayatımıza hız verirken, erdem ahlakı hayatımıza yön verir. Bu çocuklar giderek yönsüz yetişiyor ahlak pusulası olmayan bireyler haline geliyor. Oysa ahlak pusulası olan çocuklar teknolojiyi doğru kullanabilir. Teknoloji vahşi bir at gibi düşünülebilir. Eğer onun üzerinde kontrol sahibi olursan seni istediğin yere götürür. Kontrolü ona bırakırsan, seni o yönlendirir. Bu yüzden teknolojiden korkmamalıyız önemli olan onu eğitip doğru kullanıp kullanmadığımızdır. Bu dönemde başarı odaklı ölçülerin yanı sıra, hayatın en tepesindeki ego ideal olarak iyi insan olma hedefini çocuklara küçük yaşlardan, yürümeye başladıkları dönemden itibaren öğretmek gerekir.” şeklinde konuştu.

“Küçük başarıların övülmesi aidiyet duygusunu güçlendirir”

Okul ortamının eğitim sürecini doğrudan belirleyen bir süreç olduğunu söyleyen Tarhan; “Öğrenci kendini okula ait hissederse, okula gelirken severek ve koşarak geliyorsa orada iyi bir okul iklimi var demektir. İyi bir okul ikliminin oluşması için çocuğun okula kendini ait hissetmesi gerekir. Bunun için de en önemli faktörlerden biri çocuğun öğretmenini sevmesidir. Öğretmenini seviyorsa dersi de sever. Dersi seviyorsa daha kolay çalışır, daha istekli olur. Bunun için öğretmenin de öğrenciyi sevmesi gerekir. Burada disiplin ve şefkatin birlikte olması önemlidir. Sadece disiplin yetmez şefkatli bir disiplin, içinde sevgi olan bir disiplin gerekir. Sevgi güzel bir duygudur ancak sevgiden daha derin bir kavram vardır. İçinde empati barındıran sevgi. Yani karşılıksız ve koşulsuz sevgi… Bizim kültürümüzde buna şefkat denir. Şefkatte incitmeme, zarar vermeme hassasiyeti vardır. Sevgi bazen şartlı olabilir. Anne baba ‘Başarılı olursan seni severim, olmazsan sevmem.’ diyebilir ve başarıyı bir baskı aracı gibi kullanabilir. Bu ise gerçek sevgi değildir, şartlı sevgidir. Doğrusu, ‘Seni insan olarak seviyorum ama başarılı olursan daha çok mutlu olurum.’ anlayışıdır. Yani çocuğun kişiliğine değer verilirken, davranış ve çabaları övülmelidir. Sınıfta küçük başarıların övülmesi, çocuğun okula ve sınıfa aidiyet duygusunu güçlendirir. Bu dönemin çocukları cezayla ya da olumsuz pekiştirmelerle değil olumlu pekiştirmeyle daha iyi gelişim gösterirler.” dedi.

“Sınav yaklaşırken sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünme öğretilmeli”

Öğretmenin doğru rol model olmasının öneminden bahseden Tarhan; “Anne babadan sonra çocuğun kahramanı öğretmendir. Öğretmenin sıcak, samimi ve yapıcı ilişkisini gören çocuk, öğretmenini bir rol model olarak seçer. Bu nedenle çocukların çoğu öğretmen olmak istemektedir. Burada temel mesele öğretmenin rol model olarak güçlü ve doğru bir örnek sunabilmesidir. Eğer öğretmenin rol modeli iyiyse çocuklar bir süre sonra sınav kaygısını yönetmeyi de öğrenirler. Çocuklara sınav yaklaşırken sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünme öğretilmelidir. Sonuç odaklı düşünmek, ‘Geçti mi, kaldı mı? Kazandı mı, kazanamadı mı?’ gibi not ve başarıya kilitlenmektir. Ancak bu tür bir yaklaşım çocuğun stresini artırır. Çünkü sonuç ve not, çocuğun doğrudan kontrol edemeyeceği şeylerdir. Bunun yerine süreç odaklı düşünmek gerekir. ‘Kaç saat çalıştım, ne kadar soru çözdüm?’ gibi kontrol edebileceği alanlara odaklanmalıdır. Bu aslında kaynak yönetimi mantığıdır. Çocuk elinden gelen gayreti gösterir sonucu ise kabullenmeyi öğrenir. Diğer önemli bir nokta da gençlere geçmiş başarılarını hatırlatmak gerekir. Örneğin daha önce deneme sınavında elde ettiği başarıları göstererek ‘Bak, daha önce başardın, demek ki yine başarabilirsin.’ mesajı verilmelidir. Bu da çocuğun özgüvenini ve motivasyonunu güçlendirir.” ifadelerini kullandı. 


 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi12 Haziran 2026