Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Zihinsel filtresi olan dijitalden korkmaz”

11 - Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sakarya Hisar Kapısı tarafından düzenlenen söyleşiye katıldı. Tarhan, “Dijital Çağda Zihin ve Kalbi Korumak – Anlam Arayışı ve Gençlik” başlığında konuştu. Tarhan, dijitalleşme ve yapay zekânın insan hayatında meydana getirdiği dönüşümü değerlendirerek bilgiye ulaşma biçiminin değiştiğine dikkat çekti. Zihin ve kalp dengesinin önemine vurgu yapan Tarhan, gençlerin dijital çağda doğru bilgiyi ayırt edebilmesi, zihinsel filtrelerini kullanması ve ahlaki istikametini koruması gerektiğini ifade etti. Aynı zamanda Tarhan, zihinsel filtrelere sahip olan kişilerin dijitalden korkmayacağını da belirtti. Anlam arayışı, inanç, tevekkül, din eğitimi ve toplumsal değişim gibi konulara da değinen Tarhan, özellikle çocuklara din eğitiminin korku ve baskı yerine sevgi temelli verilmesi gerektiğini belirtti. 

Hisar Kapısı Derneği Sakarya Şubesi Gençlik Merkezinde düzenlenen söyleşinin moderatörlüğünü Furkan Korkmaz üstlendi.

Aynı zamanda çevrimiçi olarak paylaşılan söyleşiye ilgi yoğun oldu. 

“İnsan beyni kuantum mantığıyla çalışıyor”

Dijitalleşmenin tarihsel gelişiminden yapay zekânın ortaya çıkışına uzanan süreci anlatan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Endüstri 4.0 ile yaşanan dönüşüme ve Geoffrey Hinton’ın çalışmalarına dikkat çekti. Tarhan; “Şu anda dijitalleşme Endüstri 4.0 oldu. Endüstri 1.0 1800’lerde buharlı makineler içindi. Endüstri 2.0’da 1900’lerde elektrik bulundu, elektrik devrimi oldu. Daha sonra Endüstri 3.0’da elektronik bulundu. Elektroniğin bulunmasıyla birlikte dijital çağın ilk başlangıcı oldu, elektronik sistemler bulundu. 20. yüzyılda Endüstri 4.0 oldu. Dijital iletişim 21. yüzyılda küresel bir hale geldi. Yapay zekâ başladı daha sonra. 2023’le birlikte dijitalleşme ciddi bir şekilde hızlandı. Burada pandeminin de çok büyük bir etkisi oldu dijitalleşmede. İnsan beyninin nasıl çalıştığını araştıran, bilişsel psikolog ve beyin-bilgisayar diye bir tanımlamaya çalışan, Toronto Üniversitesinden Geoffrey Hinton isimli bir psikolog, beynin yapay sinir ağlarını çalıştı. ‘İnsan beyni bilgisayar gibi çalışıyor. Bilgisayar gibi çalışabilir mi? Bilgisayara geçirelim, oradan ilham alalım.’ diye düşündü. Ona çok itiraz eden oldu. Aslında fikirde gösterdiği ısrar için Nobel Ödülü aldı genetikçiyle birlikte. Bir psikolog ve bir genetikçi fizik ödülü aldı. Bu kişi, yapay zekânın vaftiz babası diyorlar şu anda Batı’da, bilgisayar dünyasında. Beynin hesaplama modelini buldu, tanımladı. Beyin Newton fiziği 1-0 diye çalışıyor ya var ya yok diye. Aradaki gri alanlar mesela yarın yağmur yağıp yağmayacağı yüzde 90 ihtimal, diğer sorsan yağmur yağıp yağmayacağı belki yüzde 60 ihtimal gibi meteoroloji hesaplamalar yapıyor. Bu hesaplamalar kuantum fiziği ihtimal hesaplaması yapıyor. İnsan beyni kuantum mantığıyla çalışıyor, ihtimal hesaplarıyla çalışıyor. Bir ihtimal makinesi gibi çalışıyor.” ifadelerini kullandı. 

“İnsanlardaki sonsuzluk arzusu, ebedi bir hayatın varlığını gösteriyor”

Bilgiye ulaşma ve bilgiyi işleme biçimini değiştirdiğini belirten Tarhan; “Böyle bir zamanda insan aklı akıl, bilgi ve veriyle çalışır. Yani insan aklının veriye ulaşması kolaylaştı. Daha önce mesela tevhit inancını Newton fiziğiyle anlatamıyorduk. Anlamıyorlardı. ‘Gözümle görmem lazım.’ Nasıl? İşte su buharlaşıyor, soğuk bir şeye çarpıyor, yağmur oluyor. Fizik kanunu. ‘Allah’ın varlığını da böyle anlatmalısınız. Ancak o zaman inanırız, bilim budur.’ diyorlardı ama şimdi bilimin çıkardığı yeni verilerde, yeni yöntemlerde şu an anlaşıldı ki biz bulanık mantık dediğimiz, fuzzy logic dediğimiz, hatta ihtimal hesaplarını kullanarak Allah’ın tevhit varlığı. 4 bin 300 tane dünyada din var. Bu dinlerden bir tanesinin doğru olması lazım. Çünkü insanların inanma ihtiyacı var. Kutsallık arayışı var, sonsuzluk ihtiyacı var. Nasıl midemizdeki yiyecek ihtiyacı, yiyeceklerin varlığını gösteriyorsa, insanlardaki sonsuzluk arzusu, ölümsüzlük isteği de ebedi bir hayatın varlığını gösteriyor. Bütün insanlardaki kutsala inanma eğilimi de kutsal bir gücün, büyük bir anlamın varlığını gösteriyor.” şeklinde konuştu.

Yapay zeka ‘Tasarımsal varoluş akla daha yatkın’ diyor

Yapay zekâya yöneltilen soruların niteliğinin verilen cevapları etkilediğini belirten Tarhan, yapay zekânın tasarımsal varoluş ve akıllı tasarım konularındaki değerlendirmelerine dikkat çekti. Tarhan; “Yapay zekâya şu anda sorsanız, ‘Tesadüfi varoluş mu daha akla yatkın, tasarımsal varoluş mu daha akla yatkın?’ diye, ‘Tasarımsal varoluş akla daha yatkın.’ diyor. Yapay zekâya doğru soru sormak çok önemli. Yapay zekâya doğru sorarsanız, yani ‘Allah var mı?’ diye sorarsanız cevap veremiyor. Kanıt arıyor hemen. En az 25 tane literatür arıyor, ondan sonra bir sonuç çıkarıyor ama ‘Tesadüfi varoluş mu daha akla yatkın, tasarımsal varoluş mu akla yatkın?’ derseniz ‘Tasarımsal varoluş daha akla yakın.’ diyor. Demek ki yapay zekâ tevhidi gösteriyor. Bir tasarımcı olması gerektiğini gösteriyor. Şu anda ABD’nin Ohio eyaletinde mahkeme kararıyla evrim derslerine alternatif olarak akıllı tasarım dersleri koyuldu Amerika’da. Bütün dünyada gelecekte koyulacak. Akıllı tasarım olmalı bu evren. Her şey tasarlanmış. Bir hücre tasarlanmadan olması mümkün değil. Basit bir robotu tasarlıyorsun da bir sineği tasarlanmadan olur mu?” dedi.

“Zihinsel filtresi olan dijitalden korkmaz”

İnsan zihninin yalnızca beyindeki biyolojik süreçlerden ibaret olmadığını düşündüren çalışmalara değinen Tarhan, zihnin karar verme, muhakeme ve filtreleme işlevlerini anlatarak Sokrates’in üç süzgeç yaklaşımını örnek gösterdi. Tarhan; “Zihnimiz beynimizin üstünde şu anda. Acaba bu, kuantum bir alıcısı gibi çalışan bir beyin mi var? Beyinde nerede bu? Yürütücü bir gen mi var? O araştırıldı. Öyle bir gen bulunamadı ama beyinde yürütücü fonksiyonu yapan bir zihin olması gerekiyor. Hatta insan karar verdikten sonra beyindeki uyarılmış potansiyeller ölçülüyor. Uyarılmış potansiyellerde beyin karar verdikten üç milisaniye sonra beynin ön bölgesi harekete geçiyor. Demek ki beynin üstünde başka bir sistem karar veriyor. İnsan karar veriyor, aynı anda beyin harekete geçmiyor. Bu nedenle beyin üzerinde bir zihin var. Zihin karar verendir kendisi. Muhakeme yapar, karar verir. Planlama, zamanlama, sıralama yapar. Zihinsel bir jüri vardır beynimizde. Bu filtrelemeyi yapar. Hatta Sokrates’in filtresi diye geçer. Sokrates’e talebelerinden birisi bir haber getirmiş, ‘Bunu anlatmak istiyorum.’ demiş. ‘Önce üç tane süzgeçten geçirmeni istiyorum.’ demiş. Birincisi, ‘Bu söylediğin gerçek mi?’ demiş. ‘Bilmiyorum.’ demiş. Peki, ‘Doğru mu?’ demiş. ‘Bilmiyorum.’ demiş. ‘Faydalı mı?’ demiş. ‘Bilmiyorum.’ demiş. ‘Gerçek, doğru, faydalı olmayan şeyi bana anlatma.’ demiş. Daha 2 bin 500 sene önce Sokrates söylüyor. Bu yüzden zihinsel filtresi olan dijitalden korkmaz.” şeklinde konuştu.

“Fen bilimleriyle din bilimleri bir hakikatin iki dalıdır”

Kalp ve aklın insanın hakikate ulaşmasındaki rolüne değinen Tarhan; “İnsani değerlerin, vicdanın, empatinin ve merhametin olduğu bir alan var insanda. Vicdan duygusu, merhamet duygusu, empati duygusu ve insanın değerleri burada çalışıyor. Bunun beyinde de karşılığı var. Ahlakın nörobiyolojisi var beyinde. Şimdi teknoloji hayatımıza hız veriyor, değerler yön veriyor. Yani aklımız ölçüyor, biçiyor, hakikati, bilgiyi ortaya çıkarıyor ama kalbimiz ona yön veriyor. Onun için akıl ve kalp tek başına gitmemeli. Sadece akıl hedefine ulaşamaz, rehbersiz kalır ama sadece kalp de, buradaki gibi sadece akılla hareket eden hile ve şüpheyle ilerliyorlar. Sadece kalp hareket eden de büsbütün duyguların baskın olduğu bir kalp de bu sefer kişi taassuba yöneliyorlar. İkisinin ittifakından hakikat ortaya çıkar. Yani fen bilimleriyle din bilimleri bir hakikatin iki dalıdır. Hakikat biliminin iki ağacıdır. Hakikate götüren dört tane yol var. Birincisi deney ve gözlem. İkincisi akıl yürütme yöntemleri. Üçüncü rasyonel sezgi, dördüncü de rasyonel inançtır.” ifadelerini kullandı.

“Bu zamandaki en büyük keramet istikamettir”

Ahlaki istikametin korunmasının önemine dikkat çeken Tarhan, dijitalleşmenin hem iyiliğin hem de kötülüğün yayılma hızını artırdığını belirterek kötülükle mücadelenin iyilik üretmekten geçtiğini ifade etti. Tarhan; “Bu zamandaki en büyük keramet istikamettir. İstikamette kalmayı başarmak önemli. Ahlaki istikamet çok önemli. Ahlaki kimliğimizi bozmamak. Dijitalleşme bunu hızlandırdı. İyiyi de hızlandırdı, kötüyü de hızlandırdı. Entropi yasası vardır. Düzenden düzensizliğe gider evren. Eğer sen odayı düzeltmezsen bir müddet sonra darmadağın olur. Masayı toplamazsan bir müddet sonra darmadağın olur. Odayı aydınlatmadığın an karanlık olur. Odayı ısıtmadığın zaman soğuk olur. Evrende de öyle, devamlı dış enerji gerekiyor. Termodinamiğin İkinci Yasası. Dış ısı gerekiyor bu yasaya göre devamlı ısı evrende. Isı gelirse evrendeki soğuma var, belli milyar sene sonra ısı ölümü olacak, evren bitecek entropi yasasına göre. Kâinattaki ısı ölümü olacak, bitecek.  Nasıl odada ısı istiyorsak bir eylem yapmamız gerekiyorsa, aydınlık istiyorsak bir eylem yapmamız gerekiyorsa, dünyada kötülüğün olmamasını istiyorsak bir iyilik yapmak gerekiyor. Dindar olmaktan kastedilenler aslında iyi ahlaklı olmak. Dinin bir zarf kısmı var, bir de mazruf kısmı var. Zarf kısmı ibadetler, ritüeller, dinin pratikler. Mazruf kısmı ahlak kısmı. Yani kabuk kısmı ritüeller, öz kısmı da ahlaktır. Resulullah Aleyhissalatu vesselam, ‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’ diyor. Yani özü aslında erdem ahlaktır. Erdem ahlakını öğretmediğimiz zaman bir müddet sonra teknolojiyi kötüye kullanan nesiller olacak. Bu nedenle zihnimizi ve kalbimizi korumanın yolu erdem ahlakıdır.” dedi.

“Tevekkül yaşamayı, yaşlanmayı ve ölmeyi bilmektir”

İnsanın kontrol edemediği durumlar karşısında teslimiyet ve tevekkülün sağladığı huzuru anlatan Tarhan; “12 basamak tedavisi var bağımlılık tedavisinde kullanılan. Basamaklardan bir tanesi de yüksek bir güce inanmak, büyük bir anlamın parçası olmak diyor. Buna inanıyorsa bir insan o anda kendini böyle yalnız hissetmiyor. İnsanın kontrol edemediği ve değiştiremeyeceği şeyler var. Her şeyi kontrol eden, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten yüksek bir güç var dediği an ona teslim oluyor. Tevekkül yaşamayı, yaşlanmayı ve ölmeyi bilmektir. Allah’a teslim olduğun zaman yaşamayı da biliyorsun, imanın verdiği huzurla yaşıyorsun. Yaşlanmayı da huzurla yaşlanıyorsun, o nur yüzlü ihtiyarlar ortaya çıkıyor ve ölümü de bir odadan bir odaya geçme gibi görüyorsun. Aslında evrene baktığımız zaman dünya bir ayet. Bir böcek bir ayet, bir ağaç bir ayet. Her yıldız bir ayet, Güneş bir ayet. Bu ayetleri okumamız lazım. Bu ayetleri okuduğumuz zaman hakikati bulabiliriz.” şeklinde konuştu.

Din eğitimi sevgi temelli olmalı…

Çocuklara din eğitimi verilirken korku ve baskı yerine sevgi temelli bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini belirten Tarhan, çocukların dini sevdirmeyi başaran bir eğitim anlayışıyla yetiştirilmesinin önemine dikkat çekti. Tarhan; “Biz evde de din öğretiyoruz çocuklarımıza. En ceremeli olduğumuz nokta bu. Çocuğu korkutarak, buyurgan bir şekilde din öğretmek... Küçük yaşta, 10 yaşından önce bunu öğretirseniz öğretirsiniz, ondan sonra çok zor. Çocuğa sevdirmemiz gerekiyor. Nasıl sevdiririm ben Allah’ı, Peygamber’i çocuğa? Nasıl sevdiririm Kur’an’ı, hadis kitabını, eserleri? Nasıl sevdiririm dini eserleri? Çocuğa onu sevdirmeyi başarırsanız, bu işi sevdirerek yapan kişiler zaten biliyor, çok güzel yapıyor ama korkutarak yaptığın zaman çocuk ergenliğe girdiği zaman aileden kopuyor. Tamamen kopuyor. Korkutarak yetiştirenlerde klasik usul 150 seneden beri işe yaramıyormuş. Resulullah’ın hayatında yok. Resulullah’ın hayatında ses tonunu bile yükseltmemişti Resulullah. Yani eşlerine, yanında çalışanlara ses tonunu hiç yükseltmemiş. ‘Bu baskıcı, tehdit, korkutma sistemi nereden girmiş?’ diye araştırdım, Mezopotamya kültüründe buldum sebebini. Şu anda Fransa’da Louvre Müzesi var. O müzede Babil tabletleri var. O tabletlerde ‘Dayaktan sorumlu öğretmen’ yazıyor. Dayaktan sorumlu öğretmen yapmışlar sınıflarda ve öyle eğitim vermişler Babil’de. Ondan sonra o kültürü almışız biz Emevilerle birlikte İslam sanmışız. Aslında bu İslam değil.” ifadelerini kullandı.

“Kapitalist sistem kadının evlilik karşıtı bir rol almasını istiyor”

Kadınların toplumdaki ve aile içindeki rollerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tarhan, Hz. Ayşe, Hz. Hatice ve Hz. Fatma’nın farklı kadın modellerini temsil ettiğini belirterek tek bir kadın rolünün doğru kabul edilmemesi gerektiğini ifade etti. Toplumsal dönüşümle birlikte kadın-erkek rollerinin de değiştiğine dikkat çeken Tarhan; “Mesela Resulullah’ın hayatında üç tane kadın modeli var. Hz. Ayşe, Hz. Hatice, Hz. Fatma. Hz. Ayşe bir devrim yapan sahabe olarak var. Hz. Hatice anaç, koruyup kollayan bir kadın tipi. Hz. Fatma da erkeğin gölgesinde kalan, itaat eden bir kadın tipi. Üçü de var Resulullah’ın hayatında. Biz Hz. Fatma’yı seçmişiz, hep kadın rolünde onu seçmişiz. Halbuki Hz. Ayşe modeli de var, Hz. Hatice modeli de var. Tek doğru yok ki burada, üç doğru var. Zaten mizaçlara göre değişir. O nedenle bunu tek bir kalıba sokamayız. Yani bunu 20. ve 21. yüzyılda, çünkü artık Endüstri devrimlerine kadar bütün güç, kas gücü kimde üstünse onun dediği oluyordu. Erkek kas gücü üstün olduğu için dediği oluyordu. Ama 60’lardan sonra ciddi bir kadının özgürleşme hareketi başladı. Kadın-erkek eşitliği adı altında, aslında toplumsal eşitlik olması gerekirken biyolojik eşitliği savunan bir akım daha ortaya çıktı. İlk başta haklı bir hareketti feminizm hareketi, kadın özgürleşme hareketi. İkinci aşamada evlilik karşıtı bir hareket haline dönüştü, kadın-erkek savaşlarını teşvik etti. Üçüncü aşamada ‘Erkeğe lüzum yok, ben hayatımı yaşarım.’ diyerek iyice bireyselleşti. Şu anda ise kapitalist sistem kadının evlilik karşıtı bir rol almasını ve rollerin bölünmesini teşvik ediyor.” şeklinde konuştu. 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi: 29 Eylül 2026