Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sen dilini ben diline çevirmek çatışmaların çoğunu çözüyor”

12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, STAR TV’de yayınlanan “Asuman Krause ile Hayat Güzeldir” programının konuğu oldu. Küresel tüketim kültürünün ve egoizmin ikili ilişkiler ile aile yapısı üzerindeki etkilerini değerlendiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan narsisizm salgını, ilişkilerde sınır koyma becerisi, gelin-kaynana anlaşmazlıklarında erkeğin rolü ve modern yaşam tarzının tetiklediği psikolojik sorunlara dair önemli tavsiyelerde bulundu. Sağlıklı bir evliliğin güç mücadelesi yerine güven ve tamamlayıcılık üzerine kurulması gerektiğini vurgulayan Tarhan, çatışmaların çözümünde ‘ben dili’ kullanımının belirleyici olduğunu belirtti. Tarhan; “Sen dilini ben diline çevirmek çatışmaların çoğunu çözüyor.” dedi.

“Narsistlerin en büyük özelliği empati yapamamaları”

Aile içerisinde anne, baba ve çocuk yaşantılarının rekabetçi değil tamamlayıcı ilişki olması gerektiğinin altını çizen Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Günümüzde tüketim kültürünün getirdiği yarışmacılık aileye, ikili ilişkilere yansıdı. Küresel sistem yakın ilişkileri ve yaşantıları rekabetçi olarak kodladı. Halbuki aile içerisinde anne, baba ve çocuk yaşantıları rekabetçi değil tamamlayıcı ilişkidir. Güç ilişkisi yoktur. Küresel sistem egoyu yükseltiyor. ABD’de birkaç sene önce ‘Narsisizm Epidemisi’ diye bir kitap çıktı. Epidemi, pandeminin lokal halidir. Narsisizm ise egoizmin kişilik haline gelmiş hali. Narsistlerin en büyük özelliği empati yapamamalarıdır. Bireysel faydayla başkasının faydası arasında sınır çizemezler, hep kendi yararına düşünürler. Eleştiriyi tehdit, değersizleştirme, aşağılama gibi görüyorsa o kişide narsistik risk vardır. Yani narsist çekirdek hepimizde vardır ama kişilik bozukluğu haline gelmesi ayrıdır. Bir insan farkına varıp, ‘Bende narsisizm var, bunu düzeltmek istiyorum.’ derse zaten yüzde 50 yol almış demektir. Farkındalık birinci aşama. Mesela narsistlerin yaptığı ‘Gaslighting’ var. Karşı tarafı manipüle ediyorlar ve karşı tarafın üzerinde gücü olduğunu fark ediyor. Kötü hissettiriyor en sonunda ise ‘Bana teslim olsun.’ diyor. Narsistler köle-efendi ilişkisi ister. Bazen erkek bazen kadındır ama çoğu zaman güçlü zayıfı ezdiği için erkekler daha çok köleleştiriyor. Hatta öyle ki aşağılar, aşağılar, değersizleştirir eşini ondan sonra ‘Ben bunları senin iyiliğin için yapıyorum.’ der.” şeklinde konuştu.

“Erkek aradaki denge unsuru olacak”

Aile içi anlaşmazlıklarda taraflar arasında hakemlik yapmak yerine dengeli ve yapıcı bir iletişim ortamı oluşturulması gerektiğine dikkat çeken Tarhan; “Erkek gelin-kaynana meselesinde arada kalıyorsa hakem olmaya soyunmasın. Hakem olmak demek, ‘Sen haklısın, sen haklı değilsin.’ demek. Hakem futboldaki hakem değil ki, hakem futboldan sonra gidiyor ama ailede berabersiniz. Birine haklı birine haksız deseniz ondan sonra hakem olarak siz yandınız. Onun için orada hakem olmayacak, orada denge unsuru olacak. İki tarafı da dinleyecek, iletişim yöntemleri geliştirecek, sağlıklı iletişim sınırlarını çizecek. Kadın, ‘Eşim beni anladı.’ dediği zaman kayınvalidesiyle uğraşmaz. Bu yüzden ‘Eşim beni anlıyor.’ desin. Böyle durumlarda bireysel olarak görüşecek. Eğer şikâyet ediyorsa annesine, ‘Anne sen bana anlattın, sağ ol, ben bunu göz önüne alacağım, uygun bir şekilde çözerim.’ diyecek. Erkek aradaki denge unsuru olacak. ‘Bana değer vermiyor, beni önemsemiyor.’ gibi duyguların çoğu psikolojik. Değer verdiğini anladığı zaman o problem ikinci, üçüncü plana düşüyor. Bütün mesele o psikolojik boyutunu çözmek. Haklı haksızlık şurada dursun, o önemli değil.” dedi.

“Sen dilini ben diline çevirmek çatışmaların çoğunu çözüyor”

İlişkilerde aşırı fedakarlığın zamanla tükenmişliğe ve duygusal kopuşa yol açtığını vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sağlıklı sınırların önemine değindi. Tarhan; “Kişiler, ‘Çocuklarım var, evliliği kurtarmam lazım.’ diyerek fedakârlık yapıyor ama bu toksik bir fedakârlık. Bu tarzdaki fedakârlık kişiyi köleleştiriyor. 50 yaşından sonra olan boşanmaların çoğunda kadın fedakârlık yapmıştır, erkeğe evde bir saltanat kurmuştur. Erkek saltanata alışmıştır. Çocuklar büyüdükten sonra kadın; ‘Şimdiye kadar hizmet ettim, şimdi sen bana hizmet et.’ der adam ise saltanat tahtından inmez. Sonra sen-ben kavgası başlıyor. Onun için ilişkilerde sınırlar ilk baştan iyi çizilmeli.  ‘Hayır’ deme becerisi çalışıyoruz. Narsist bir eşle birlikteysen sınırını koruyacaksın. Onaylamayacak, ona kendini ezdirmeyecek ve sınırını koyacak. O zaman karşı tarafın vicdanında suçluluk duygusu uyanır. Sen diliyle yaklaşırsa iki tarafta da savunma duygusu uyanır. Ben diliyle konuşulursa karşı tarafta savunma duygusu uyanmıyor ve kendini sorgulamaya başlıyor. Aslında problemlerde sen dilini ben diline çevirmek çatışmaların çoğunu çözüyor. Yani çoğu çatışma hep bir savunma duygusuyla ilgili, ego savaşları dediğimiz güç savaşları... Bu uzun sürerse duygusal kopuş yaşanıyor. Bu duygusal kopuş yaşandığı zaman da birbirlerine olan sevginin zayıfladığını görüyoruz. Zayıfladığı zaman bir arada zorunlu olmak gibi oluyor. Böyle bir ilişki yakın ilişkide yaşanmaz, o zaman güven oluşmuyor. Evlilikte muhakkak güven oluşması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“Eski Anadolu irfanı bozuldu”

Geleneksel geniş aile modelindeki tecrübe ve denge mekanizmalarının günümüzde zayıfladığını vurgulayan Tarhan; “Eski Anadolu irfanı bozuldu. Mesela Anadolu’da geniş aileler vardı. Genç evliler hata yaparsa anneanneler, babaanneler; ‘Kızım öyle değil şöyle yap, kızım öyle de böyle de.’ deyip dengeyi sağlıyordu. Onların duygusal zekâsı yüksekti çünkü tecrübeyle oluşmuş bir sosyal duygusal becerileri vardı. Onlar hayat tecrübesinin verdiği şeylerle dengeyi sağlıyordu. Şimdi küresel olarak egoizm salgını olduğu için öyle eş, öyle gelin, öyle kayınvalide bulmak azaldı. Böyle olunca kişiler, ‘En iyisi ayrı ev. Küçük olsun ama benim olsun.’ diyerek birlikte yaşamak istemiyor. İleri yaşta da zaten, ‘Üç gün yatak, dördüncü gün toprak.’ denir ya o şekilde dua ederlerdi. O kişinin demesi öyle ama onun çocuklarının öyle dememesi lazım. Bazı değerler maalesef çok yıprandı, çok kaybettik. Toplumu bir arada tutan değerler bunlar.” şeklinde konuştu.

“Kültür çözümümüzü bulmuşuz”

Türk toplumunun modernleşirken geleneksel bağları koruyacak özgün bir model geliştirdiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aile apartmanlarının koruyucu etkisinden bahsetti. Tarhan; “Avrupa’dan Türkiye’deki aile yapısını araştırmak için bir araştırmacı geliyor. Türk aileleri geniş aile mi, çekirdek aile mi diye araştırıyor. Bakıyor ki amca, hala, dayı, teyze hep aynı apartmanda fakat hepsi çekirdek. Türkiye, çekirdek aileler konfederasyonu yapmış. Biz kültür çözümümüzü bulmuşuz. Aynı binada yaşıyorlar ama çok iç içe de olmuyorlar. Böylece aile apartmanlarıyla o bağ da kopmuyor. Bir de çocuklar hep amca, hala, dayı, teyze çocuklarının arasında büyüdükleri için çocukların kötülükle tanışmaları oyun çağından sonra oluyor, özellikle 10 yaşından sonra aslında risk azalıyor.” dedi.

“Şu andaki yaşam felsefesi hastalıkları tetikliyor”

Hızlı yaşam temposunun, tüketim baskısının ve popüler kültür dayatmalarının hem ruhsal hem de bedensel sağlığı doğrudan tehdit ettiğini belirten Tarhan; “ABD Pensilvanya’da Roseto diye İtalyan Katoliklerin yaşadığı bir kasaba var. Orada 1960’lı yıllarda kalp hastalıkları, mide bağırsak hastalıkları, kalp krizleri üç misli daha düşük. Bir proje yapılıyor, oradaki insanları 20 sene takip ediyorlar. 20 sene sonra oradaki halkın yaşayışı Amerika’nın geneli gibi kalp hastalıkları, mide bağırsak hastalıkları, koroner hastalıklar üç misli yine artmış, aynı seviyeye gelmiş. Ne değişti diye bir bakıyorlar ki hızlı yaşantı girmiş, lüks arabalar giriyor, gece hayatı giriyor. Bu da hastalıkların eşit olmasına sebep oluyor. Hızlı yaşantı, stres seviyesi yüksek. Bir taraftan da o gece hayatında kişi hoyratça, sağlığını ihmal ederek yaşıyor. Uykusu yok, düzensiz hayat var. Sonuç raporunda ‘kültüre bağlı artış’ demişler ama bu şu anda küresel oldu. ‘Niye hastalıklar artıyor?’ diyoruz aslında en büyük sebebi bu. Şu andaki yaşam felsefesi hastalıkları tetikliyor, depresyonu artırıyor, şiddet olaylarını artırıyor. Ekonomide tüketerek üretimi artırma sistemi var; ne kadar tüketirsen talep artacak, talep artınca da arz artacak ve böyle bir şey olacak. Bunların hepsi küresel ekonominin sloganları, mottoları. Bunlarla insanlara tüketimi arttırıyorlar. İhtiyacı olmadığı halde Hollywood’da bir şey çıkıyor, bakıyorsun buradaki AVM’lerde var. Bu onay bağımlılığı, marka takıntısı çok ciddi şekilde küresel salgın halinde. Bunların hepsi gençleri salgın halinde etkiliyor.” ifadelerini kullandı.

“Evlilikte en önemli şey dış dünyaya karşı ortak tavır geliştirebilmek”

Evlilikte karşılaşılan krizlerin çözümünde üçüncü şahıslara karşı sergilenecek tutumun ve duygu yönetiminin belirleyici olduğunu vurgulayan Tarhan; “Başkalarının yanında eşini incitmemesi, güzel söz söylemesi ama yüz yüze olduğu zaman problem varsa oturup konuşması lazım. Yani evlilikte en önemli şey dış dünyaya karşı ortak tavır geliştirebilmek. Aile yakınlarının yanında eşini değersizleştirirse başkaları için malzeme vermiş olur. Bu nedenle herkesin içinde ona cevap vermek yerine onu bir kenara yazacak ‘Ben senin gibi düşünmüyorum.’ diyecek. Kendini ezdirmeyecek ama daha sonra teke tekken ‘Bak, böyle bir konu varsa bunu bana bireysel olarak, teke tek söyle. Orada herkesin içinde kendimi kötü hissettirdi.’ diyecek. ‘Neden böyle yaptın?’ deyip onu suçlayıp yargılamasın. ‘Kendimi kötü hissettim.’ desin ben dilini kullansın. İnsaflı bir erkekse bu görüşe saygı duyar. Eğer tekrar yapmaya devam ediyorsa her seferinde ısrarla söyleyecek. Israrla ‘Yine yaptın.’ diyecek ya da böyle bir şey yaptığı zaman onu mizaha verecek, konuyu değiştirecek; burada taktik. Ama zaten böyle yapa yapa da muhtemelen ailesiyle bir araya gelmek istemeyecek. En kötü şey içine atmaktır. Burada duyguları yönetmenin en güzel yöntemlerinden birisi ‘ikame’. İnsan beyni duyguları ikame yöntemiyle yönetiyor. Bir insanın beyninden bir duygu söküp alamazsın. Onun yerine başka bir duygu koyacaksın. Başka bir duygu koyduğunda o duygu kendiliğinden gidiyor. Yoksa o duyguyla devamlı savaştığı zaman o duygu daha da derinleşiyor.” dedi.

Paylaş
Oluşturulma Tarihi29 Ağustos 2026