Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sapanca Aile Kampında ailelerle buluştu
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Dost Koleji tarafından Sapanca’da düzenlenen “Aile Kampı” kapsamında aileler ve gençlerle bir araya geldi. 3 ayrı oturumda söyleşi gerçekleştiren Tarhan, gençlerin hayatında amaç, anlam ve arkadaş kavramlarının öneminden, aile içinde ahlaki değerlerin aktarılmasına, manevi gelişim, kaygı ve vesvese gibi duyguların yönetiminden, günümüz gençlerinin varlık ve konforla imtihanına kadar önemli başlıklarda dikkat çekti. İlginin yoğun olduğu programda Tarhan okurlarına kitaplarını da imzaladı.

Sapanca Cabir Deluxe Otelde gerçekleştirilen kamp, aile içi iletişimi ve birlikteliği güçlendirmeye yönelik çeşitli etkinliklere ev sahipliği yaptı.
Program kapsamında Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından üç farklı söyleşi gerçekleştirildi. Tarhan, yetişkinlere yönelik söyleşide aile yaşamı ve ilişkiler üzerine dikkat çekici paylaşımlarda bulunurken, gençlerle gerçekleştirdiği söyleşide ise gençlerin karşılaştığı sorunlar ve sağlıklı iletişim konularını ele aldı. Tarhan ayrıca katılımcıların sorularını yanıtladığı soru-cevap söyleşisiyle de ailelerden ve gençlerden gelen sorulara cevap verdi.
Kamp kapsamında ilk olarak gençlerle söyleşi gerçekleştiren Tarhan, gençlerin karşılaştığı sorunlar ve sağlıklı iletişim konularını ele aldı.
Söyleşinin moderatörlüğünü Dr. Muhammed Alpkent üstlendi.

“Amacı olmayan kişi pusulasız gemiye benzer”
Gençlerin hayat yolculuğunda amaç, anlam ve arkadaş kavramlarının önemli bir yere sahip olduğunu belirten Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu kavramların doğru şekilde anlamlandırılmasının alınacak kararlara da yansıdığını ifade etti. Tarhan; “Amaç, anlam, arkadaş. Bir genç için bu üçü onların hayatındaki üç tane kritik kavram. Yani bunların içini doldururlarsa hayattaki verdiği kararlar ve hayat yolculuğundaki yolculukları daha isabetli, daha az hatayla geçer. Kısa, orta ve uzun vadeli hedefler vardır. Uzun vadeli hedeflere genellikle stratejik hedef deniyor. Diğerlerine amaç olarak da dediğimiz somut hedefler, maddi hedefler var. Bir de soyut hedefler var manevi, anlamsal hedefler var. Hayatın sonuna geldiği zaman nasıl bir insan olmak istiyorsun? Nasıl anılmak istiyorsun? Nasıl bir kişilik, karakter geliştirmek istiyorsun? Onu hedefe koymak gerekiyor amaçta. Amacı olmayan kişi pusulasız gemiye benzer. Boş bir yolculuk. Amacı olan kişiye rüzgâr yardım ediyor. Amacı yoksa rüzgâr yardım etmez, rüzgâr seni sürükler sağa sola. Hayat yolculuğunda da öyle. Amacı olan kimse hayatta önüne engeller çıktığı zaman amacına uygunsa engeli aşar gider. Amacına uygun değilse yanından hedefine doğru geçer gider ya da yıkar gider.” ifadelerini kullandı.
Kuantuma göre evren nasıl var oldu?
Evrenin oluşumunu kuantum fiziği ve temel bilimler üzerinden değerlendiren Tarhan, yaratılış sürecinde bilgi, hesap, matematik, geometri, enerji, madde ve canlılık gibi aşamaların bulunduğuna dikkat çekti. Tarhan; “Evren nasıl var olmuştur kuantuma göre? Önce bilgi olmalı. Önce ilim yani evren bilgisi, Allah katında olan evren bilgisi. İkinci sırada ne olmalı? İkinci sırada hesap. Kur'an-ı Kerim'e bakıyorsun baştan sona her şey hesap tıkır tıkır işliyor. Sibernetik yasası var, ona göre işliyor. En baştan sistem kurulmuş, ufacık bir hareketle nereye varacağını kuantum fiziğinde kaos düzeni deniyor, düşün kaosta bile düzen var. Düzen var, öyle deniyor. Üçüncüsü geometri, tasarım var. Her şeyde bir tasarım var, kar tanesinde bile tasarım var. Dördüncüsü enerji, o da fizik demek. Birincisi matematik, ikincisi ilim, üçüncüsü matematik, dördüncüsü geometri, beşincisi fizik enerji, altıncısı kimya madde. Enerjiden sonra maddeyi yaratmış Allah, ondan sonra yedincisi de biyoloji, canlı. Kur'an-ı Kerim'de geçiyor ‘6 günde yaratma’ aslında bu 6 kademede yaratma. Aynı bu ayetin açıklaması gibi şu andaki ilimler, bunların hepsi temel bilimler.” şeklinde konuştu.

5 Adım: Niyet, istek, amaç, ihtiyaç ve motivasyon…
Niyetin insan davranışlarının şekillenmesinde ve amaçların belirlenmesinde önemli bir rol oynadığını belirten Tarhan; “Niyet insanın davranışını ve amacını belirler. Niyet istek uyandırır, istek uyandıktan sonra kişi amaç belirler, o amaçları belirledikten sonra ihtiyaçlar ortaya çıkar, ihtiyaç ortaya çıkınca motivasyon ortaya çıkar. Niyet, istek, amaç, ihtiyaç ve motivasyon beş adım ortaya çıkar. Niyetlendiysen bir amaç belirlemen lazım. Bu konuyla ilgili emek vermen lazım.” dedi.
Tarhan, geçlerle söyleşinin ardından ailelerle bir araya geldi.

“Risale-i Nur akıldan kalbe uzanan bir yolculuk”
Hazreti Mevlâna ve Bediüzzaman Said Nursi’nin insanı hakikate ve Allah’a yaklaştıran yöntemleri üzerinde duran Tarhan, Risale-i Nur’un akıldan kalbe uzanan bir yolculuk sunduğunu ifade etti. Tarhan; “Hazreti Mevlâna’nın metodu nedir? Kalpten aşk der, aşkı öğretir, aşktan Allah'ı bulmaya yaklaştırır. Akıldan kalbe yolculuk yaptırıyor Risale-i Nur. Bunu yaptırırken de kullandığı metot: Acz, fakr, şefkat, tefekkür metodu. Egosu yüksek, enaniyetli insanlar istifade edemiyor. Mesela aşk değil şefkat kullanmış Bediüzzaman Hazretleri. Yani düşünerek hareket etmeyi. Kalpler Allah'ın emrinde. Allah'ın emriyle kalplere bir kapı açılıyor, kalp ısınmaya başlıyor.” ifadelerini kullandı.
“Kendi hatalarımızı sorgulayıp özeleştiri yapalım”
Çocuklara dini ve ahlaki değerlerin aktarılmasında öncelikle ebeveynlerin kendi davranışlarını sorgulaması ve örnek olması gerektiğine dikkat çeken Tarhan; “Kendi hatalarımızı sorgulayalım, özeleştiri yapalım ama çocuklara karşı savunamadığımız bazı şeyler var şu anda. Müslüman görünüp o kadar yanlış şeyler yapanlar var ki çocuklara bunu anlatamıyoruz. Yani İslamiyet'le nasıl oluyor böyle bir dindarlık diye? Gücü eline geçtiği zaman gücünü zenginleşme peşinde kullanıyor mesela. Bu Gardırop Müslümanlığı. İslamiyet'in eminlik vasfı zedelendi. Önce evde çocuğa İslamiyet'i sevdiriyor muyuz, sevdirmiyor muyuz diye bakmamız lazım. Eğer sevdiriyorsak korkmayalım. O çocuk yanlış yapsa, sağa sola gitse, hatalar yapsa bile sonunda er geç dönüyor. Bazı çocuklar erken dönüyor, bazı çocuklar geç dönüyor. Bir bedel ödeyip dönüyor ama dönüyorlar.” şeklinde konuştu.

“Kalpler Allah’ın emrinde ısınıyor”
Çocukların yetiştirilmesinde haramdan uzak durmanın ve aile içinde manevi paylaşımlara yer vermenin önemine dikkat çeken Tarhan, ailelerin çocuklarına karşı rehberlik görevini yerine getirirken onları anlamaya çalışmaları gerektiğini belirtti. Tarhan; “Haram yedirmemek lazım çocuklara. Allah dostlarının haram yememe ve yedirmeme hassasiyeti vardır. Ona dikkat etmemiz lazım. Çocuğumuza haram yedirmeyeceğiz. O çocuktan korkmamak lazım. Bir şekilde hata yapabilir. Büyük hatalar yapmadıkça biz onun ahir zaman çocuğu, genci olduğunu düşünerek hareket etmeliyiz. Üstad diyor ya, ‘Yaparım, giderim, arkada dua ederim’ diyor. Bu şekilde gidip elinden geleni yaptıktan sonra, uyarı vazifemiz var tabii. Yanlışlarını söyleyip uyarı vazifemizi yerine getirmemiz var. Mesela benim tavsiye ettiğim ve yapmaya da çalıştığımız bir şey var. Haftada bir gün seçin, yarım saat, bir saat, iki saat olsa bir kitap okuyun, aile içerisinde sohbet edin. Böylece Risale-i Nur evi medrese-i nuriye haline getirmiş olursunuz. Haftada bir gün, pazar günü akşamı bütün aile bir araya gelin ya da sabah çayla birlikte bir kitabı alın, herkes okusun. Anlamasa da okusun. O, bir müddet sonra kalplerin ısınmaya başlamasına vesile oluyor. Yani bunu yapın. Çocuklarla bütün aileyi bir araya getirmeye de vesile olur. Bu tarzdaki şeyler yapıldığı zaman insan o yola girmiş oluyor, kalpler Allah'ın emrinde ısınıyor.” ifadelerini kullandı.
Ailelerle gerçekleştirilen söyleşinin ardından soru cevap oturumu gerçekleşti.
“Sıkıntılar büyümenin bir parçası”
Suçluluk, kaygı ve vesvese gibi duyguların yalnızca dinî konularla ilişkili olmadığını, insan hayatının doğal bir parçası olarak herkesin yaşayabileceği durumlar olduğunu belirten Tarhan; “Suçluluk, kaygı, vesvese, bu dinden bağımsız olabilen bir şey. Yani herkeste olabiliyor. Bunun biyolojik boyutu var, psikolojik boyutu var. Eğer biyolojik boyutu varsa o öyle durumlarda ilaç tedavisi gerekiyor. Psikolojik boyutu, biyolojik boyutu beraber oluyor genellikle. Hafif durumlarda psikolojik boyutunu kullanarak kişi kaygısını giderebiliyor. Üç günden fazla sürerse bir uzmana gidin, on beş günden fazla sürerse zaten ilaç gerekiyor gibi kabul ediyoruz bunu. Yani üç güne kadar herkeste olabilir, olur geçer, olur geçer. Hemen telaşlanmamak gerekiyor. Depresif durum, işte kaygı, kötü hissetme insani bir durum. İnsan mekanik bir varlık değil, tahtadan ahşaptan değiliz yani muhakkak üzüleceğiz, sarsılacağız. O üzüntüler, korkular, sıkıntılar aslında büyümenin bir parçası. Vesveseler dediğimiz şey aslında hepsi bu mükemmelin bir parçası.” diye konuştu.

“Tek dünyalı düşünceyi önemsedik”
Modernizmin insan hayatındaki temel değerlerin anlamını değiştirdiğini belirten Tarhan, iyi-kötü, doğru-yanlış ve özgürlük-sorumluluk kavramlarının yer değiştirdiğine dikkat çekti. Tarhan; “Modernizm üç şeyi bozdu. İyi-kötü, doğru-yanlış, özgürlük-sorumluluk. Bu üç tane kavramın yerini değiştirdi. İyi-kötüyü değiştirdi mesela bencillik, çıkarına olan iyidir, çıkarına olmayan kötüdür, hoşuna giden iyidir, hoşuna gitmeyen kötüdür diye iyi-kötü yaşam felsefesini değiştirdi insanlıkta. Doğru-yanlışı da değiştirdi. Mesela iki dünyalı düşünmek derken biz, tek dünyalı düşünceyi önemsedik. Şimdi tek dünyalı düşünce, öldükten sonra bir hayata inanmadan bir düşünce olduğu zaman insan... İnsan beyni anlam arayan beyin, yaptığı işin sonunu düşünmeye yatkın bir beyin. Yani böyle bir beynimiz var. Bunu düşünmediği zaman başı dertten kurtulamıyor.” dedi.
“Şimdiki kuşakların varlıkla imtihanı daha zor”
Günümüzde gençlerin yokluk yerine varlık ve konforla imtihan edildiğini belirten Tarhan, ideal sahibi olmanın ve zorluklar karşısında anlamlı bir hedefe yönelmenin önemine dikkat çekti. Tarhan; “Şimdiki kuşakların varlıkla imtihanı daha zor, varlıkta olgunlaşmak daha zor. Çünkü insanın içinde konforculuk var. Öbür türlü yokluk içinde tutunmak için çabalıyordun, bir idealin vardı, onun için gece gündüz oturuyordun, çalışıyordun. Ben öğrencilik yıllarıma düşüyorum, hangi dünya görüşünde olursun olsun idealisttiler. Solda olsun, sağda olsun, ne olursa olsun bir idealleri vardı, kendilerini aşan davaları vardı. Soğuk Savaş'tan sonra insanlarda bu idealizm bitti. Eğlence endüstrisi de bunu müthiş teşvik ediyor. Kapital sistem, tüketimi teşvik etmek için bunu çok teşvik ediyor. Bu nedenle burada hedefi, ilahi Allah rızasını hedef alırsa bir kimse, Allah'ın... ‘Yarın Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz, onun için bu benim imtihanım’ deyip bu ego ideali olarak, soyut hedef olarak bunu kaybetmezse ummadığı yerden yardımlar, kolaylıklar çıkıyor. Problemleri daha çözüyor, güçlenerek çıkıyor. Onun için bütün şey, ‘Bir çıkış yolu var’ deyip ümitsizliğe düşmeyin.” ifadelerini kullandı.
“Ön yargılarımız hakikati bulmamıza engel oluyor”
İnsanların sahip olduğu ön yargıların hakikati arama ve bulma sürecini zorlaştırdığını belirten Tarhan, kutsala inanma eğiliminin insanın doğasında bulunduğuna dikkat çekti. Tarhan; “Ön yargılarımız bizim hakikati bulmamıza engel oluyor. Bu soruyu bize Yaratan sormuş ve ruhumuz buna kabul etmiş, genetik algoritmamızda bunun karşılığı var. Yani kutsala inanma eğilimi şeklinde var. Her insanda var bu kutsala inanma. Kimisi parayı kutsallaştırıyor, kimisi sporu, insanı, başka şeylere muhabbeti kutsal. En çok neyi seviyorsanız kutsalınız odur. Asıl sevgi yatırımını kâinatın yaratıcısına yaparsanız, en tepede o olursa bütün kapılar açılır. Sevgi yatırımını dünyaya yaparsanız kapılar kapanır.” ifadelerini kullandı.
