Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “OKB’de kişiye özel tedavi başarıyı artırıyor”

11 - Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan AS TV Ana Haberin canlı yayın konuğu oldu. Tarhan, “Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)” üzerine yaptığı değerlendirmelerde, hastalığın yalnızca davranışsal değil, aynı zamanda biyolojik ve nöropsikolojik yönleri bulunduğunu anlattı. OKB'nin oluşum mekanizmasını, beynin ödül sistemiyle ilişkisini ve düşünce-duygu etkileşimini açıklayan Tarhan, kişiye özel tedavi yaklaşımlarının önemine dikkat çekti. Maruz bırakma ve tepki önleme (ERP) yönteminin tedavideki yerine değinen Tarhan, umut duygusunun iyileşme sürecine katkısını, karar verme becerilerinin güçlendirilmesinin önemini ve belirsizlikle başa çıkabilmenin ruh sağlığındaki belirleyici rolünü değerlendirdi. 

“Manevi kirlilik duygusu maddi kirlilik duygusuna çevriliyor”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, obsesif kompulsif bozuklukta düşünce ve duygunun birbirinden bağımsız işlemediğini, çoğu zaman iç içe geçtiğini belirterek hastalığın oluşum mekanizmasını anlattı. Tarhan; “Obsesif kompulsif bozukluk hastalığında, düşünceyle duygu füzyonu dediğimiz durum oluşuyor. Yani bazen duygudan başlıyor, düşünce daha sonra çıkıyor. Bazen düşünce oluyor, duygu sonra çıkıyor. Duygu ve düşünce iç içe geçmiş oluyor. Kişide örneğin el yıkamayla ilgili bir kompulsiyon var. Obsesyon hep düşünce diye bilinir ama aslında işin içinde bir duygu da vardır. Kişinin içinde psikolojik ya da manevi bir kirlilik hissi bulunur. Geçmişte yaşadığı suçluluk duygusu uyandıran ya da kendini kötü hissettiren bir yaşantı olabilir. Kişi bu duyguyu zihninde çözemediğinde, beyin manevi kirlilik duygusunu maddi kirlilik duygusuna çeviriyor ve el yıkayarak rahatlatmaya çalışıyor. Önce düşünce veya duygu geliyor, ardından kişi eyleme geçiyor, elini yıkıyor ve rahatlıyor. Beyin o anda dopamin üretiyor. Dopamin üretildiği için kısa süreli bir rahatlama ve ödül hissi oluşuyor. Daha sonra kişi aynı davranışı tekrar etmek istiyor. Yaptıkça davranış artıyor. Son yıllarda konuştuğumuz anlam bozukluğunda da kişi, düşünceye veya duyguya yüklediği anlam nedeniyle onu felaketleştiriyor ya da değersizleştiriyor.” dedi.

“Kimyasal bozulma oluşuyor”

Obsesif kompulsif bozuklukta zamanla beynin ödül sisteminde kalıcı değişiklikler oluşabildiğini belirten Tarhan; “Beyindeki ödül yolları düşünce ve duyguya verilen tepkiyle oluşan küçük patikalar gibidir. Düşündükçe kısa bir rahatlama oluyor. Tekrar düşündükçe, bir müddet sonra beyinde bunlar maddi boyut kazanıyor. Yani kimyasal bozulma oluşuyor. Artık o noktadan sonra şeytanın vesvesesine bile lüzum kalmıyor. Beyin otomatik olarak üretiyor. Biz beyin haritalaması yaptığımızda, beynin bir bölgesinin diğer bölgelerden farklı şekilde otomatik hatalı düşünce ürettiğini görebiliyoruz. Bu nedenle kişi, ‘Sanki içimde ikinci bir kişi var gibi.’ diyor. Gerçek obsesif kompulsif bozuklukta kişi yaptığının saçma olduğuna inanır ve bununla mücadele eder. Ancak kişiliğe uyumlu obsesif kompulsif bozukluklar da vardır ki buna ‘egosintonik’ deniyor. Bu durumda kişi bunu normal kabul eder, bununla yaşar ve değişmek istemez. Bu daha ciddi bir durumdur ama kişi hala mücadele veriyorsa düzelme potansiyeli daha yüksektir.” diye konuştu.

“Beynimiz ihtimal hesaplarıyla çalışıyor”

İnsan beyninin kesinlik yerine olasılık hesaplarıyla çalıştığını belirten Tarhan, obsesif kompulsif bozuklukta en büyük sorunlardan birinin kesinlik arayışı olduğunu ifade etti. Tarhan; “İrade dediğimiz zaman beynin karar mekanizması olan ön bölgesinden bahsediyoruz. 2024 yılında psikolog Geoffrey Hinton’ın fizik ödülü alması bunun önemli örneklerinden biridir. Yapay zekânın vaftiz babası olarak anılan Hinton, yıllarca beyni bilgisayar gibi gören bilişsel psikoloji yaklaşımı üzerinde çalıştı ve beynin hesaplama modelini ortaya koydu. Kendisinin de söylediği gibi beynimiz ihtimal hesaplarıyla çalışıyor. Yani siyah-beyaz değil, çok sayıda ihtimali aynı anda değerlendirebiliyor. Obsesif kompulsif bozuklukta ise kişi aklına gelen bir ihtimalin yüzde yüz kesin olmasını istiyor. Oysa beynin böyle bir kapasitesi yok. Beyin Newton fiziği gibi yüzde yüz kesinlikle çalışan bir yapı değildir.” ifadelerini kullandı.

“İçlerinde sürekli bir savaş var”

Obsesif kompulsif bozuklukta kişiye özel tedavi planının önemine dikkat çeken Tarhan; “Bilgisayarın RAM'i gibi çalışan bir sistem beynimizde de var. Buna 'Salience Network' diyoruz. Ön bellek gibi çalışan bu sistemde çok fazla dosya açık olursa nasıl bilgisayar bloke oluyorsa, mükemmeliyetçi kişilerde de ön bellek aşırı yükleniyor ve aynı davranışlar tekrar etmeye başlıyor. Bir müddet sonra beyindeki kimyasal yollar otomatik olarak bozuluyor. Bu nedenle herkese aynı ilacı vermiyoruz. Genetik polimorfizm var mı diye bakıyoruz. Serotonin ve dopamin genleriyle birlikte karaciğerin ilaç metabolizmasını etkileyen genleri inceliyoruz. Oluşturduğumuz genetik profile göre kişiye en uygun ilacı belirliyoruz. Deneme-yanılma yerine bilimsel verilere göre tedavi uyguluyor, gerektiğinde kan düzeylerini takip ederek daha yüksek dozlara çıkabiliyoruz. Onun için obsesif kompulsif hastalık gerçekten çok zor bir hastalıktır, yaşamayan bilemez. İçlerinde sürekli bir savaş vardır. Beyindeki o savaşı gösterip 'Bu hastalığı beyninin bu bölgesi oluşturuyor.' dediğimizde ağlayan hastalar biliyorum. Çünkü çoğu kişi bugüne kadar 'Takma kafana', 'Gez toz geçer', 'Evham yapıyorsun', 'Takıntı yapıyorsun.' gibi nasihatler alıyor. Oysa bu onların elinde olan bir durum değildir.” dedi.

“Ümit duygusu olduğu zaman beyindeki iç eczane harekete geçiyor”

Tedavi sürecinde umut duygusunun iyileşmeyi destekleyen en önemli unsurlardan biri olduğunu belirten Tarhan; “OKB hastalığında diğer psikiyatrik hastalıkları artıran en önemli etken ümitsizliktir. Beynin iyileşme beklentisi ve ümit duygusu, plasebo etkisi dediğimiz mekanizmayla yüzde 40'a varan iyileşme oluşturabiliyor. Bunun tam tersi ise nocebo etkisidir. Yapılan araştırmalarda sahte ilaç kullandığını bilmeden baş ağrısı geçen kişilere morfinin etkisini ortadan kaldıran Naloxan verildiğinde ağrılarının yeniden başladığı görüldü. Bu da gösteriyor ki kişi ilaca, doktora ve iyileşeceğine inandığında beyindeki iç eczane harekete geçiyor, endorfin salgılanıyor ve iyileşme sürecine katkı sağlıyor.” ifadelerini kullandı.

“Hafif vakalarda oldukça etkili bir yöntem”

Obsesif kompulsif bozukluğun tedavisinde maruz bırakma ve tepki önleme yönteminin etkili sonuçlar verdiğini belirten Tarhan; “OKB’de ERP diye bir tedavi var. 'Exposure Response Prevention' yani maruz bırakma ve tepki önleme yöntemi. Örneğin kişi elinin kirlendiğini düşünüyor ve sürekli yıkama ihtiyacı hissediyor. Terapide kontrollü şekilde kirli olduğunu düşündüğü nesnelere dokunması sağlanıyor. Normalde hemen gidip elini yıkamak istiyor çünkü bu davranış beyinde dopamin salgılanmasına ve rahatlamaya neden oluyor. Terapist eşliğinde kişinin elini yıkamaması sağlanıyor. Bir süre sonra yıkama isteğinin giderek azaldığı görülüyor. Kişi bunu başarabilirse hastalığın düzelme süreci başlıyor. Özellikle hafif vakalarda bu yöntem oldukça etkili oluyor. Ancak hastalık çok ilerlediğinde kişinin kirli olduğunu düşündüğü nesnelere yaklaşması bile zorlaşabiliyor.” dedi.

“En kötü karar kararsızlıktan iyidir”

Obsesif kompulsif bozuklukta karar verme mekanizmasının güçlendirilmesinin tedavinin önemli bir parçası olduğunu söyleyen Tarhan; “Hayatta kontrol duygusu OKB'de çok önemli. Ancak bunun dozunu kaçırmamak gerekiyor. Beynimizin ön bölgesinde adeta zihinsel bir jüri vardır ve başında bir yargıç bulunur. Bu yapı gelen bilgileri değerlendirir, 'gerçek mi değil mi', 'iyi mi kötü mü', 'faydalı mı değil mi' diye analiz eder ve sonunda 'yap' ya da 'yapma' kararı verir. OKB'li kişilerde bu karar mekanizması sağlıklı çalışmıyor. Sürekli 'Acaba şu mu, acaba bu mu?' diye kararsız kalıyorlar. Bu durumda 'En kötü karar kararsızlıktan iyidir.' ilkesini kullanıyoruz. Kişi en uygun ihtimali seçmeli, kararını vermeli ve sürekli geriye dönüp yeniden sorgulamamalıdır. İnsan hayatında önem ve önceliklerini belirlediğinde, günü ve geleceği planladığında beyin kendini güvende hisseder. Belirsizlik ise beyin tarafından tehdit olarak algılanır.” diye konuştu.

“Belirsizliği yönetebilmek beceridir”

Belirsizlikle başa çıkabilen kişilerin stratejik düşünme becerilerini geliştirdiklerini belirten Tarhan; “Belirsizliği yönetebilmek bir beceridir. Belirsizliği yönetebilen insanlar bilge insanlar oluyor ve iyi yöneticiler yetişiyor. Belirsizlik karşısında panik yapılırsa ikinci, üçüncü hata da geliyor. Bunun için krize hazırlıklı olmak gerekir. Kriz geldiğinde seçenekleri değerlendirip en uygun kararı vermek ve sürekli geriye dönüp aynı şeyi sorgulamamak önemlidir. Bu zamanla kazanılan bir ustalıktır. Kendini geliştirme hedefi olan, yol haritasını belirleyen kişilerde stratejik düşünme becerisini çalışıyoruz. Amaç belirlendikten sonra önem ve öncelikler sıralanmalı, zaman ve enerji buna göre yönetilmelidir. Başarı ayrıntıda olduğu gibi şeytan da ayrıntıdadır. Kişi amacını biliyorsa faydalı ayrıntıyı yakalar ve hedefe ulaşır. Ancak amacı belli değilse gereksiz ayrıntılara takılır ve hedefini kaçırır. Bu nedenle insanın zamanını ve enerjisini doğru yönetme becerisini geliştirmesi gerekir.” ifadelerini kullandı.  
 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi09 Temmuz 2026