Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Mutluluk renkli bir gölge gibidir”
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Eskişehir Anadolu Üniversitesi tarafından düzenlenen çevrimiçi söyleşiye katıldı. “Gençlik, İrade Terbiyesi ve Anlam: Belirsizlik Çağında Yol Bulmak” başlığında konuşan Tarhan, belirsizlik çağında gençlerin anlam arayışı, psikolojik dayanıklılık ve dijitalleşmenin etkileri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Modern yaşamın haz odaklı yapısının tatminsizliği artırdığını ifade eden Tarhan, yapay zekâ ve dijital dünyanın özellikle gençlerin kimlik gelişimini etkilediğini söyledi. Mutluluğu “renkli bir gölge” metaforuyla açıklayan Tarhan, insan mutluluğu doğrudan hedefledikçe onun uzaklaştığını ancak anlamlı bir amaç doğrultusunda yaşandığında mutluluğun kendiliğinden insanın peşinden geldiğini belirtti.

Çevrimiçi düzenlenen söyleşinin moderatörlüğünü Eskişehir Anadolu Üniversitesinden Öğr. Gör. Serra Namlu Çamlıbel üstlendi.
“Bu çağda belirsizlik çok arttı”
Farklı ülkelerden uluslararası öğrencilerin katıldığı programda belirsizlik yaşamamak için insanın güvende hissetmesi gerektiğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “İnsanın beyninin hiç tolere edemediği şey belirsizliktir. Yani bir insan ormanda gidiyorsa, nerede hangi tehlike geleceğini eğer bilmiyorsa orada uyuyamaz bile. Muhakkak önce kişinin kendini güvende hissetmesi gerekir. Belirsizlik ve öngörülemezlik insan beynini tehdit algısı alanı harekete geçiriyor. O beynin amigdala bölgesi, savaş ya da kaç bölgesi… Orayı harekete geçiriyor. Böyle olunca da beyin devamlı stres hormonları salgılıyor. Belirsizlik en çok stres hormonu salgılatan, beynimizin kimyasını olumsuz yönde etkileyen durumdur. Bu nedenle belirsizliği gidermek için insan anlam yüklemeye çalışıyor. Bununla ilgili Yalom’un dört temel anksiyetesi var. Birisi anlam arayışı. Hayata, varoluşa anlam katabilmesi. İkincisi özgürlük ihtiyacını karşılaması. Diğeri de insanın yalnızlıktan rahatsız oluyor olması. Sosyal bağ istiyor, bağlanma ihtiyacı var insanda. Bir diğeri de ölüm farkındalığı. Geçmiş ve geleceğin farkında, diğeri de öleceğinin farkında. Ölüme açıklama getirmek istiyor. Bunların bütün bunların dördünde de önemli fonksiyonu belirsizliği gidermek. Bu sorulara cevap bulursa belirsizlik gidiyor. Hayatla ilgili belirsizlik gidiyor, insan da rahatlıyor. Bu çağda bu belirsizlik çok arttı.” diyerek sözlerine başladı.
“Yapay zeka gerçekliği ortaya çıktı”
Beklentilerle istekler arasındaki dengenin bozulduğunu söyleyen Tarhan; “Modernizmin hayatımıza getirdiği en belirgin şey hızlı ve haz odaklı yaşıyor oluşumuz. Bu durum beklentilerimizle isteklerimiz arasındaki dengenin bozulmasına yol açtı. İstekler arttı, beklenti seviyesi yükseldi fakat ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz. İstekler sınırsız ama kaynaklarımız sınırlı. Böyle bir durumda da insanlarda ciddi bir tatminsizlik oluyor. Modernizm nedeniyle gençlikte bir dijitalleşme yaşanıyor. Eskiden kabul edilen üç gerçeklik vardı. Bu üç gerçeklik dörde çıktı. Birincisi madde gerçekliği, yani fiziksel gerçeklik. İkincisi rüya gerçekliği. Üçüncüsü de hayal gerçekliği. Hayal kuruyorsunuz, hayal bittiği zaman o hayal gerçekliğinden çıkıyorsunuz. Fiziksel gerçeklik, rüya gerçekliği ve hayal gerçekliğinin ardından şimdi dördüncü gerçeklik olarak yapay gerçeklik, yani yapay zeka gerçekliği ortaya çıktı. Yapay zekanın oluşturduğu yeni gerçeklik kimlik sınırlarını, ilişki ve sosyal sınırları, hatta duygusal sınırları bozdu. İnsanın gerçeklik algısını zedeledi. Şu anda özellikle dijital dünyaya fazla maruz kalan 18 yaş altı kişilerin kimlikleri henüz oluşmadığı için bu süreçten çok fazla etkileniyorlar.” ifadelerini kullandı.

“Başarı anlık bir kazanç değil toplam bir başarıdır”
Kıyas yapmanın zararlarından bahseden Tarhan; “Bazı akıl yürütme yöntemleri var. Bu yöntemler tümdengelim, tümevarım yani indüksiyon ve dedüksiyon diye geçiyor. Bunlardan bir tanesi de analoji yapmak yani kıyastır. Aslında insan beyni bir şeyi öğrenirken başkasıyla kıyas yaparak öğrenir, herhangi bir şeyle mukayese kurarak kavrar. Bu insan beyninin temel akıl yürütme yöntemlerinden biri. Kıyas yöntemini, insanın beynindeki o analoji ve metafor yapma becerisini, geleceğe yönelik bir hedef koyup bugünkü durumuyla kıyaslaması olarak düşünürsek... Kişi bunu bu şekilde yaparsa, o kıyas kendisini geliştirmesine vesile olur. Eğer kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslarsa ki durum değişir. Bebek doğuyor diyelim 3-4 yaşlarında olan büyük abisine ya da ablasına dönüp, ‘Bak kardeşin doğdu, senin pabucun dama atıldı.’ denerek kıyas yapılıyor. Çocuk da burada birdenbire kendisini onunla kıyaslamaya başlıyor. ‘Kardeşim niye geldi?’ diyor. Çünkü onun küçük dünyasında henüz soyutlama becerisi gelişmemiştir. Onu bir tehdit gibi görmeye başlıyor gidiyor onu çimdikliyor, kızdırıyor. Yani çocukta bile kıyaslama yapmak onu tamamen olumsuz etkiler. İşte yetişkin insan da böyle hatalı bir kıyas yaparken sahip olduğu şeyin kıymetini bilmez hale geliyor. Sahip olduğu şeyin kıymetini bilmediği zaman da içsel bir başarıya ulaşamaz. Çünkü başarı anlık bir kazanç değil toplam bir başarıdır ve bunun sonucu hayatın sonuna gelindiği zaman belli olur.” şeklinde konuştu.
“Mutluluk renkli bir gölge gibidir”
İnsanın hayatta bir amacı olması gerektiğini belirten Tarhan; “Sosyal medyadaki o insanların kimlikleri orada maskelidir. Onların arka planındaki bu sahteliği mutlaka görmek gerekiyor. Gerçek dünyalarına baktığınızda bu insanların çoğunun mutsuz olduğunu fark edersiniz. Ekranlarda görüyorsunuz birçoğu yasaklı maddeler kullanarak kendilerini bir şekilde avutuyor, oyalıyor. Ne yazık ki bu alışkanlıklar nedeniyle çoğunun ömrü otuz kırk yılı zor geçiyor. Bu tarz bağımlılıklar ya intiharla sonuçlanıyor ya da ölümcül hastalıklara yol açıyor. İşte bu yüzden hayat ve mutluluk üzerine yapılan psikolojik çalışmalarda mutluluk renkli bir gölgeye benzetilir. Siz mutluluğu doğrudan hedefledikçe o elinizden kaçar ama bir insanın hayatta anlamlı bir amacı varsa, mutluluk tıpkı o renkli gölge gibi kendiliğinden arkasından gelir. Onun için mutluluk, doğrudan hedeflenecek veya talep edilecek bir şey değildir. Bir insanın hayatta yüksek bir amacı olmalı o amaca doğru yürürken yaptığı işlerden keyif alabiliyorsa ve psikolojik sağlamlığı güçlüyse, o insanın her günü zaten doğal bir mutlulukla geçer.” dedi.
“Gerçek mutluluğun reçetesi bu üç kavramda gizli…”
Küçük başarıların farkında olunması gerektiğini dile getiren Tarhan; “İnsanın iç dünyasında entropi yasası geçerlidir. Entropi yasasına göre kapalı sistemlerde kendi haline bırakılan her şey zamanla düzensizliğe, kaosa ve bozulmaya doğru gider. İşte bu noktada psikolojik entropiyle yani içimizdeki karanlıkla mücadelenin en güzel yöntemi bir mum yakmaktır. Nasıl ki soğukla mücadelenin yöntemi hemen bir ateş yakmaksa, kötülükle mücadelenin yöntemi de bir iyilik yapmaktır. İçimizdeki o kötücül ruh haliyle mücadele etmenin yolu, negatifi sürekli eşeleyip düzeltmeye çalışmak yerine iyi bir şey yapmak, pozitif duyguyu ve davranışı pekiştirmektir. Pozitifi pekiştirip o yanımızı güçlendirdiğimiz zaman, içimizdeki negatif yön zaten kendiliğinden eriyip düzelir. Bu nedenle bizler hayatımızda küçük sıradan başarıların bile farkına varmalıyız. Güne başlarken ‘Sabah kalktım, elim ayağım tutuyor, çok şükür bugün de sağlığım yerinde.’ diyerek şükretmeli ve hemen ardından günümüzü, yakın vadeli ve orta-uzun vadeli planlarımızı yapmalıyız. Mutluluğun temel formülü budur. Bunu 3A Formülü ile açıklayabiliriz. ‘Amaç, Anlam, Arkadaş.’ İşte gerçek mutluluğun reçetesi bu üç kavramda gizlidir. Hayatımızda mutlaka bir amacımız olacak, bu amaca derinlik katacak bir anlam dünyamız bulunacak ve bu yolda bize eşlik edecek samimi bir arkadaşımız, dostumuz olacak. Bu ‘3A’yı hayatında bir araya getirebilen, mutlulukla ilgili en temel insani ihtiyacını karşılamış demektir.” ifadelerini kullandı.
“Yanlışlar ve hatalar mükemmele ulaşmanın birer parçasıdır”
Olumsuz deneyimlerin büyümenin bir parçası olduğunu vurgulayan Tarhan; “Stresle mücadelede üç türlü kişilik tipi vardır. A, B ve C tipi kişilik. A tipi kişilik, sünger gibidir. Sünger tipi kişiler sürekli yakınmacıdır, hep şikayet ederler. Çevredeki bütün dertleri dinler, üzerlerine alır ve hep hüzünlü bir ruh hali içinde yaşarlar. Yani dertleri içlerine çekerler ve sonunda psikolojik olarak çökerler. Stresle temasta karşımıza çıkan B tipi kişiler ise teflon gibidir. Teflon tavalar kendileri yanmaz ama temas edenleri yakarlar. Bu gamsız diyebileceğimiz kişiler, hayatta hep kendi çıkarlarını düşünürler ve dünyaya sadece kendi pencerelerinden bakarlar. Olaylar çıkarlarına uygunsa iyi, değilse kötüdür hoşlarına gidiyorsa iyi, gitmiyorsa kötüdür. Üçüncü tip olan C tipi kişiler ise kauçuk karakterlidir. Kauçuk tipi kişilerde yüksek bir psikolojik dirençlilik vardır. Bu durum ‘psychological resilience’ olarak tanımlanır. Bizim kültürümüzde, yılmazlık, dayanıklılık veya metanet diye geçer. Kauçuk tipi insanlar zorluklar karşısında kauçuk gibi esnerler ama sonra yeniden eski hallerine dönerler. Üstelik bu süreçten yeni bir şeyler öğrenerek çıkarlar. İşte hayattaki olaylar ve stresler karşısında biz de kauçuk gibi esneyeceğiz, o süreçten bir şeyler öğrenecek ve güçlenerek çıkacağız. Yaşadığımız her olumsuzluktan kaçmak yerine, o olaya ‘Bu deneyim bana ne öğretti?’ sorusuyla yaklaşmalıyız. İlk anda o stres faktöründen kaçınsak bile sonrasında sakinleşip ‘Bu olayın bana artısı ne, eksisi ne? Tehdit yönü bu, peki fırsat yönü ne?’ diyerek bardağın dolu tarafına odaklanabilmeliyiz. Çünkü yanlışlar ve hatalar mükemmele ulaşmanın birer parçasıdır. Yaşadığımız olumsuz deneyimler büyümenin, gelişmenin basamaklarıdır. Hatta eleştiriler bile birer armağandır. Eğer eleştiri doğruysa bir eksiğinizi görür düzeltirsiniz, yanlışsa da üzerinde durmayıp yolunuza devam edersiniz.” diyerek sözlerini sonlandırdı.
