Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Meslekler ortadan kalkmayacak sadece dönüşecek”
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, AKİT TV’de yayınlanan “Murat Şahin ile Eğitim Atlası” programının canlı yayın konuğu oldu. Tarhan, üniversite tercihinde yalnızca bölüm seçiminin değil, psikolojik sağlamlık, doğru karar verme becerisi ve dijital yetkinliklerin de önem taşıdığını vurguladı. Mesleklerin ortadan kalkmayacağını, dönüşeceğini belirten Tarhan, üretken yapay zekânın eğitim dünyasına etkilerinden proje odaklı öğrenmeye, sosyal diploma uygulamalarından psikolojik dayanıklılığa kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Gençlerin geleceğe hazırlanırken akademik başarı kadar sosyal ve duygusal gelişimlerini de önemsemeleri gerektiğini ifade etti.
“Doğru sorular sorup doğru kararlar verebilecekleri bir eğitim ekosistemi”
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversite eğitiminin yalnızca meslek kazandırmakla sınırlı olmadığını, öğrencilerin psikolojik dayanıklılık ve dijital yetkinlik gibi becerileri de geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Tarhan; “Üniversite tercihinde yalnızca öğrencinin yeteneği ve seçtiği bölüm önemli değildir. Üniversiteye giren kişiler sadece bir meslek öğrenmeye başlamıyor aynı zamanda mesleki başarılarını nasıl sürdüreceklerini de öğreniyorlar. Bunun yanında psikolojik olarak güçlenmeyi, kendi kendini yönetebilmeyi de öğrenmeleri gerekiyor. Kendi kendini yönetemeyen bir kişi başka bir grubu yönetemez, işleri toparlayamaz. Günümüzde yapay zekâyla birlikte yaşayacak bireylerin dijital becerilerini de geliştirmeleri büyük önem taşıyor. Bu nedenle öğrencilerin sadece ‘Bir alan bilgisi öğreneceğim’ düşüncesiyle değil psikolojik sağlamlıklarını geliştirebilecekleri, dijital dönüşüme uyum sağlayabilecekleri, kendilerini doğru yönetebilecekleri, doğru sorular sorup doğru kararlar verebilecekleri bir eğitim ekosisteminde öğrenim görmelerini tavsiye ediyoruz.” dedi.
“Meslekler ortadan kalkmayacak sadece dönüşecek”
Üretken yapay zekânın eğitim ve bilim dünyasında önemli fırsatlar sunduğunu belirten Tarhan, bu teknolojilerin etik ilkeler doğrultusunda kullanılmasının önemine dikkat çekti. Tarhan; “Artık klasik yapay zekâdan değil, üretken yapay zekâdan söz ediyoruz. Generative AI olarak adlandırılan bu sistemlerle ilgili üniversitemizde kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz. Hatta senatomuzda üretken yapay zekânın kullanımına ilişkin önemli kararlar aldık. Çünkü bu sistemler makale yazabiliyor, bilgi üretebiliyor ancak zaman zaman gerçeğe aykırı bilgiler de sunabiliyor yani halüsinasyon üretebiliyor. Bu nedenle yapay zekânın hangi oranda kullanıldığının etik ilkeler çerçevesinde beyan edilmesini önemsiyoruz. Biz öğrenen bir üniversite, öğrenen bir organizasyon olmayı hedefliyoruz. Elon Musk’ın söylediği gibi ‘Zekâ ucuzladı, karakter pahalandı.’ Bu söz bugün çok değerli. Bilgiye ulaşmak artık çok kolay ancak karakter gelişimi konusunda küresel bir kriz yaşanıyor. Yapay zekânın kötü amaçlarla kullanımına ilişkin örnekleri her geçen gün daha fazla görüyoruz. Bu nedenle öğrencilerimizin yapay zekâyı doğru kullanan, onu bir beceri olarak mesleklerine entegre edebilen bireyler olmalarını istiyoruz. Çünkü bazı meslekler ortadan kalkmayacak sadece dönüşecek ve daha kolay yapılabilir hâle gelecek.” ifadelerini kullandı.

“İnsanı insan yapan en önemli özelliklerden biri bilinçtir”
Yapay zekânın karar alma süreçlerini hızlandıracağını ancak nihai kararın her zaman insana ait olacağını ifade eden Tarhan; “Yapay zekâ hayatımızı kolaylaştıracak, karar verme hızımızı artıracak. Ancak doğru karar verebilmek için son kararı yine insanın vermesi gerekir. Çünkü yapay zekâ hayatın sahibi değildir. İnsana özgü olan bilinç, bugün hala bilim dünyasının üzerinde en çok çalıştığı konulardan biridir. ‘Yapay zekâda bilinç oluşturulabilir mi?’ sorusu araştırılıyor ancak insanı insan yapan en önemli özelliklerden biri bilinçtir. Bunun yanında insanların sosyalleşebilmesi, duygusal açıdan güçlü olması ve yaptığı hatalardan ders çıkarabilmesi büyük önem taşıyor. Okulu bitirdikten, meslek sahibi olduktan sonra da yeni şeyler öğrenmeye devam eden kişiler geleceğin kazananları olacak. Öğrenen organizasyon anlayışına sahip bireyler her hatadan bir ders çıkarır. Eleştiriyi gelişimin bir parçası olarak görür, yanlışlarını mükemmelliğe giden yolun doğal basamakları olarak kabul eder. Asıl başarısızlık hata yapmak değil, hatalardan ders almamaktır. Böyle düşünen kişiler karşılarına bir kriz çıktığında öğrenilmiş çaresizliğe kapılmaz. ‘Bu engeli nasıl aşarım?’, ‘Bu yolu nasıl dolaşırım?’ diye düşünür. İşte gençlere kazandırmamız gereken bakış açısı budur. Günümüzde önemli olan sadece performans göstermek değil, doğru performansı ortaya koyabilmektir.” diye konuştu.
“Önemli olan anlamlı amaç sunabilmek…”
Üniversitede proje kültürünü yaygınlaştırmayı hedeflediklerini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerin teorik bilginin yanında uygulama deneyimi kazanmasının ve proje üretme becerisini geliştirmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti. Tarhan; “Geçen sene ilk defa Öğrenci Kongresi düzenledik. Öğrencilerimiz yıl boyunca hazırladıkları projeleri TÜBİTAK formatında yazarak sundular ve başarılı olan projeler ödüllendirildi. Her fakülte kendi alanı içerisinde değerlendirildi. Öğrencilerin projelerini anlatırken gösterdikleri heyecanı görmek gerçekten çok değerliydi. Gençlere doğru hedefler gösterildiğinde enerjilerini çok farklı alanlara yöneltebiliyorlar. Önemli olan onlara anlamlı bir amaç sunabilmek. Bunun yanında projelerin etik değerler ve etik standartlar çerçevesinde hazırlanmasını da hocalarımız titizlikle öğretiyor. Gençlerden umutsuz değilim, tam tersine çok umutluyum. Z kuşağıyla ilgili çeşitli eleştiriler yapılıyor ancak doğru yönlendirme yapıldığında çok başarılı işler ortaya koyabileceklerine inanıyorum. Bu nedenle öğrencilerimiz mezun olmadan önce de mutlaka bir mezuniyet projesi hazırlıyor. Çünkü proje yazmak zihinsel emek gerektirir. Araştırmayı, planlamayı, kaynak yönetimini, ekip çalışmasını ve disiplinli çalışmayı öğretir. Bunlar yalnızca teorik bilgiyle öğrenilmez uygulayarak, sürecin içinde yer alarak öğrenilir. Yüzmeyi öğrenmek için suya girmek gerekiyorsa, proje üretmeyi öğrenmek için de projenin içinde yer almak gerekir. Bu deneyimler öğrencilerimizin gelecekte bilimsel üretim yapmalarına ve kendi alanlarında önemli başarılara imza atmalarına katkı sağlayacaktır. Hayatın kendisi de aslında bir projedir. Doğru hedef belirlemek, plan yapmak, zamanı iyi yönetmek ve sonuç odaklı çalışmak da bu projenin en önemli parçalarıdır.” ifadelerini kullandı.
“Öğrencilerimizin üniversiteye proje fikriyle gelmelerini istiyoruz”
Üniversite eğitiminin ezberden çok sorgulamaya dayanması gerektiğini vurgulayan Tarhan, öğrencilerin doğru sorular sorarak araştırma kültürünü geliştirmelerinin önemine dikkat çekti. Tarhan; “Üniversiteye gelen öğrenci ‘Ben bugün ne öğreneceğim?’ diye değil, ‘Ben bugün hocama ne sorabilirim?’ diye gelmeli. Doğru soruyu soran öğrenci, doğru seçimi yapar ve doğru karar verir. Bununla ilgili çok güzel bir örnek var. Orta Avrupa’da ödül alan bir kadın bilim insanına başarısını neye borçlu olduğu sorulduğunda, ‘Anneme borçluyum.’ cevabını veriyor. Sebebini sorduklarında ise, ‘Benim annem okuldan geldiğimde öğretmenimin bana ne sorduğunu ya da benim ne cevap verdiğimi sormazdı. Bana hep öğretmenime ne sorduğumu sorardı.’ diyor. İşte eleştirel düşünme ve sorgulama böyle gelişiyor. Biz de öğrencilerimizin üniversiteye proje fikriyle gelmelerini istiyoruz. ‘Bugün hocamla hangi proje üzerine çalışabilirim?’ diye düşünen öğrenci laboratuvarı benimser, uygulamanın içinde yer alır. Özellikle sağlık, mühendislik ve nörobilim gibi uygulama ağırlıklı alanlarda laboratuvar çok önemli. Bunun yanında sektör iş birlikleriyle öğrencilerimizin teorik bilgilerini sahada uygulayabilecekleri ortamları oluşturmaya büyük önem veriyoruz.” diye konuştu.
“Bireysel fayda ile toplumsal fayda arasında denge kurmaları gerekiyor”
Üniversite eğitiminin yalnızca akademik başarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Tarhan, öğrencilerin sosyal sorumluluk çalışmaları ve uluslararası deneyimlerle de desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Tarhan; “Akademik diplomanın yanında artık öğrencilerimizin üniversite hayatı boyunca edindikleri sosyal kazanımları da belgelendirmeyi önemsiyoruz. Avrupa Birliğinin Bologna kriterleri kapsamında verilen diploma ekinin yanı sıra, sosyal diploma ya da sosyal transkript uygulamasını da hayata geçiriyoruz. Öğrencilerimizin kulüp faaliyetleri, sosyal sorumluluk projeleri, sportif başarıları ve gönüllülük çalışmaları bu kapsamda değerlendirilecek. Deprem bölgesinde yürütülen gönüllü faaliyetlerden toplumsal projelere kadar birçok çalışma öğrencilerimizin sosyal gelişimine katkı sağlıyor. Üniversitemizde yaklaşık 5 bin uluslararası öğrenci bulunuyor. Bu öğrencilerle Türk öğrencilerimizi akran mentorluğu sistemiyle bir araya getiriyoruz. Birlikte şehri tanıyor, kültürel etkinliklere katılıyor ve güçlü sosyal bağlar kuruyorlar. Çünkü günümüzde dijitalleşmenin etkisiyle birçok genç sanal dünyanın içinde yaşıyor. Eğer algoritmaların kölesi olmak istemiyorsak sosyalleşmeyi yeniden öğrenmek zorundayız. Gençlere en büyük tavsiyemiz tercihlerini yaparken bireysel fayda ile toplumsal fayda arasında denge kurmalarıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar gösteriyor ki insanı en mutlu eden unsurlardan biri, kendisini aşan amaçlar doğrultusunda topluma katkı sağlayan çalışmaların içinde yer almaktır. Güçlü sosyal bağlar kuran insanlar hem daha mutlu oluyor hem de psikolojik olarak daha sağlam bir yaşam sürdürüyor.” ifadelerini kullandı.
“Gençlere psikolojik sağlamlığı öğretiyoruz”
Akademik başarının tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gençlerin sosyal ve duygusal becerilerini geliştirmelerinin geleceğin dünyasında belirleyici olacağını söyledi. Tarhan; “Artık sadece akademik başarı yeterli değil. Gençlere sosyal ve duygusal başarıyı da öğretmek gerekiyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde travmaya duyarlı eğitim modelleri ve sosyal-duygusal öğrenme programları hızla yaygınlaşıyor. Dijital zorbalığın arttığı bir çağda gençlerin psikolojik olarak güçlü olmaları her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Bu nedenle üniversitemizde Pozitif Psikoloji dersini 2013 yılında müfredata ekledik. Daha sonra Harvard Üniversitesi 2015'te, Yale Üniversitesi 2018'de, Bristol Üniversitesi ise 2019'da benzer uygulamaları hayata geçirdi. Birinci sınıfta verdiğimiz bu dersle öğrencilerimize psikolojik sağlamlık kazandırmayı hedefliyoruz. Ders sonunda öğrencilerimizden aldığımız geri bildirimlerde, ‘Arkadaşlarımla ilişkilerim düzeldi.’, ‘Ailemle iletişimim güçlendi.’, ‘Hayata bakış açım değişti.’ gibi çok kıymetli değerlendirmeler görüyoruz. Bu geri bildirimler, sosyal ve duygusal öğrenmenin gençlerin yaşamına doğrudan katkı sağladığını açıkça ortaya koyuyor. Geleceğin dünyasında başarılı olacak bireyler yalnızca bilgi sahibi olanlar değil psikolojik olarak güçlü, değişime uyum sağlayabilen ve yaşam boyu öğrenmeyi sürdürebilen kişiler olacaktır.” diye konuştu.

