Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İnsanın yaşamına yön veren ilk kurum ailedir”

12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Sakarya İl Müftülüğü ile Aile ve Dini Rehberlik Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen Aile Okulu programında “Eşler Arası İletişim ve Anne-Baba Davranışları” konusunu ele aldı. Sakaryalıların yoğun ilgi gösterdiği programda Tarhan, aile kurumunun bireyin karakter ve değer gelişimindeki belirleyici rolüne dikkat çekerek eşler arasındaki iletişimde empati, anlayış ve tamamlayıcı ilişkinin önemini vurguladı. Çocuk yetiştirmede sevgi ve disiplin dengesinin korunması gerektiğini belirten Tarhan, erken yaşta ekran maruziyetinin risklerine de değinerek ailelerin bu konuda bilinçli hareket etmesi gerektiğini ifade etti. Tarhan, değerleri çocuklara öğreten ilk yuva olduğunu söylediği ailenin, insanın yaşamına da yön verdiğini kaydetti.

Sakarya Adapazarı Kültür Merkezinde (AKM) gerçekleşen söyleşiye Sakaryalılar yoğun ilgi gösterdi. Salonun dışına taşan kalabalığa rağmen dinlemeye çalışan birçok katılımcı söyleşiyi ilgiyle takip etti. 

Söyleşiye Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Uğurlu, Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanı Alpay Şirin, Sakarya İl Müftüsü Vekili Burhan Bilgin ve çok sayıda katılımcı katıldı. Program Burhan Bilgin’in selamlama konuşmasıyla başladı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İnsanın yaşamına yön veren ilk kurum ailedir”

İnsanı yetiştirmenin uzun vadeli en önemli yatırım olduğunu vurgulayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Bir Çin atasözü vardır ‘Bir yıllık yatırım istiyorsanız buğday ekin, on yıllık yatırım istiyorsanız ağaç dikin, 50 yıllık, 100 yıllık yatırım istiyorsanız insan yetiştirin.’ diye. İnsan yetiştirme açısından baktığımızda durum gerçekten böyledir. Teknoloji hayatımıza hız veriyor ama insani değerler hayatımıza yön veriyor. Bu hayatta bir insanın yaşamına yön veren ilk kurum da ailedir. Çocuğun hayatını hangi yönde geliştireceği, gelecekte nasıl bir insan olacağıyla ilgili ilk temelleri çocuğun gelişen ruhuna atan ilk öğretmeni annesidir. Baba daha sonra geliyor burada ama ilki annedir. İlk tohumu çocuğun gelişen ruhuna o atıyor. Bu nedenle annelik kurumunu çok canlı tutmak, yaşatmak gerekiyor. Bütün dünyada şu anda bununla ilgili ciddi sorunlar yaşanıyor.” ifadelerini kullandı.

“Bizim kültürümüzde esas olan tamamlayıcı ilişkidir”

Aile içi ilişkilerde en temel sorunun ego savaşları olduğunu belirten Tarhan; “Aile kurumu, anne-baba davranışları ve eşler arasındaki iletişim derken burada en çok rastladığımız problem ego savaşları. ‘Benim annem, senin annen; benim param, senin paran; benim dediğim, senin dediğin...’ Şu anda en çok rastladığımız durum budur. Küresel sistem ve kapitalist yaklaşım, kadın-erkek ilişkisini rekabetçi bir ilişkiye dönüştürdü. Halbuki bizim kültürümüzde esas olan tamamlayıcı ilişkidir.” şeklinde konuştu.

“Küresel kültür rekabet için kıyası teşvik ediyor…”

Küresel rekabet kültürünün mutluluk üzerindeki etkilerini değerlendiren Tarhan; “Şu andaki küresel kültür rekabet için kıyası teşvik ediyor. Yarış olduğu zaman 10 kişi yarışıyor, 3 kişi kazanıyor, 7 kişi kaybediyor. Bu sistem sağlıklı değil. Aile hayatında da bunun uygulanması, mutluluğun önündeki en büyük engellerden biridir. Bunun için sıradan şeylerden mutlu olmayı bilmek lazım. Bir çay içmek, sabah kalktığında sağlığının yerinde olması... Bunlar şükran modülleridir, minnettarlık modülleridir. Mesela geçmişte sana birisi yardım ettiyse git, ona bir hediye al. Bakıyorsun, yeni bir dostluk başlıyor.” dedi. 

“Merhamet prososyal bir duygudur”

Aile içi iletişimde empati ve anlayışın belirleyici olduğunu ifade eden Tarhan; “Bizim en çok rastladığımız aile içi problemlerde, karşı tarafı anlamak için çaba göstermemek söz konusu oluyor. Karşı tarafı anlamak için soru sormak gerekiyor, dinlemek gerekiyor. 'Empatik iletişim' dediğimiz şey budur. Karşı taraf bir şey söylediği zaman biz, kafamızdaki ön yargılarla hemen bir cevap veriyoruz. Hâlbuki şöyle diyeceğiz ‘Bu soruyu neden sordu? Neden sınavda başarısız oldu? Neden bunu böyle yaptı?’ Anlamaya çalıştığımız zaman ve sebebini bulduğumuz zaman hatta sebebini bulamasak bile çocuk, ‘Beni anlamaya çalıştı, demek ki bana değer veriyor.’ diyor. Bir annenin bir babanın çocuğa vereceği en güzel hediye ona ayırdığı zamandır. O nitelikli beraberlik göz temasının olduğu, dinlendiği zaman geçirilen vakit en kıymetli hediyedir. Boşuna pahalı hediyeler almayın. Ailede karı-koca arasındaki en güzel hediye sevgi dolu bir bakış, bir tebessüm, birkaç güzel söz ve sıcak bir dokunuştur. Çok ucuz değil mi? Tarafların birbirine verebileceği en güzel ve en pratik hediye budur. Aile içerisindeki iletişimlerde de gidip psikanaliz yöntemleriyle, çeşitli yöntemlerle uğraşmaktan çok daha etkilidir. Farkında olmadan birçok şeyi halledersiniz. Bu bizim kültürümüzün ve değerlerimizin öğrettiği bir şeydir. Biz bunları terk ettik. Modernizmin getirdiği savrulmayla birçok kolay ve pratik yolu unuttuk. Bunlara prososyal değerler deniyor. Prososyal değerler kişinin kendisinden önce başkalarını düşünebilmesi, empati kurarak onların ihtiyaçlarına da odaklanabilmesidir. Merhamet prososyal bir duygudur.” ifadelerini kullandı. 

“Değerleri çocuklara öğretecek ilk yuva ailedir”

Değerlerin toplumsal birlikteliği sağlayan temel unsurlar olduğunu söyleyen Tarhan; “Değerler bizi toplumda bir arada tutan unsurlardır. Değerleri çocuklara öğretecek ilk yuva da ailedir. Merhamet duygusunu öğretecek olan da ailedir. Büyüklerimiz, ‘Evladım insaflı ol, vicdanlı ol’ derler. İnsaf, Arapça nısf kökünden geliyor. Nısf, yarı demektir. ‘İnsaflı ol’ demek yarı kendi açından düşün, yarı da başkasının açısından düşün demektir. Yani empati yap demektir. Sadece kendi menfaatini düşünme anlamına gelir. Ailede huzur diyoruz. Huzur kelimesinin İngilizcede tam bir karşılığı yok. Happiness yani mutluluk var ama huzur yok. Bu nedenle pozitif psikolojinin öncülerinden Seligman, huzur yerine authentic happiness, yani otantik mutluluk ya da sahici mutluluk tabirini kullandı. Huzur kelimesi Arapça hazır kökünden geliyor hazır olmak demektir. Yani iyiye de hazır olacaksın, kötüye de hazır olacaksın ve iyiyi bekleyeceksin. Kabullenici olmak... Biz bunu tedavilerde ‘Kabul ve Kararlılık Terapisi’ (ACT) olarak kullanıyoruz. Kontrol edebileceğin şeyler var, edemeyeceğin şeyler var. Kontrol edemeyeceğin şeyleri kabullenip yönetmen gerekiyor. Kabullenmediğin zaman sürekli stres oluşuyor.” şeklinde konuştu. 

“Bebekler uyurken bile parmaklarıyla kaydırma hareketi yapıyor”

Çocuklarda erken yaşta ekran maruziyetinin risklerine dikkat çeken Tarhan; “0-3 yaş arası çocuklarda ekran maruziyeti önemli bir konu. Şu anda İsveç ve Norveç gibi ülkelerde çocukların dijital ekran maruziyeti ciddi şekilde sınırlandırıldı, hatta yasaklandı. Çünkü bu konuda yapılan araştırmalar var. ABD'de bir üniversitede yapılan çalışmada, ekran maruziyeti olan çocukların beynindeki beyaz maddeyle yani bağlantı yollarının gelişimiyle ilgili olumsuz etkiler tespit edilmiş. 0-3 yaş arasında ekran maruziyeti, çocuğun beyindeki bağlantıların gelişimini olumsuz etkiliyor. Hatta bazı uzmanlar bunu dijital otizm olarak tanımlıyor. Bu nedenle 0-3 yaş arasında hiç ekran verilmemesi gerektiğini söylüyorlar ve bu konuda ciddi uygulamalar başlatıldı. Çünkü biz çocuğa yemek yedirirken eline ekran veriyoruz. Daha önceleri tabletler yokken dayısı gelir, bir takla atar, çocuğu güldürür, biz de ağzına lokmayı koyardık. Şimdi aynı şeyi tabletle yapıyorlar. Ancak çocuk bu kez ekrana bağımlı hâle geliyor. Hatta bebeklerin uyurken bile parmaklarıyla kaydırma hareketi yaptığı görülüyor. O derece beyinlerini etkiliyor.” dedi. 

“Hayat yolunda imtihanlardan geçiyoruz”

Hz. Yusuf kıssasını farklı bir bakış açısıyla ele alan Tarhan; “Hz. Yusuf kıssası çok önem verilmiş ve örnek alınması gereken bir kıssadır. Biz genellikle Hz. Yusuf açısından okuruz. Ancak Hz. Yakup açısından da okumayı düşünmek gerekir. Hz. Yakup, Hz. Yusuf’u çok seviyordu. Çok sevdiği için bu sevgiyi belirgin şekilde gösteriyordu. Bunu belli ettiği zaman kardeşler arasında kıskançlık oluşuyor, onu kuyuya atıyorlar. Böylece burada Hz. Yakup’un imtihanı da başlıyor, Hz. Yusuf’un imtihanı da başlıyor ve diğer kardeşlerin imtihanı da... Bu hikâye bize şunu gösteriyor: Hayat yoluna çıktığımız zaman, Hz. Yakup gibi bir peygamberin bile böyle bir imtihandan geçtiğini görüyoruz. Hz. İbrahim’in de imtihanı daha farklıdır o da ayrı bir imtihandan geçmiştir. Hayat yolunda imtihanlardan geçiyoruz. Bu imtihanda şu mesaj vardır: Sevgi konusunda bir kıskançlık meselesi, ilahi bir denge gibi düşünülebilir.” ifadelerini kullandı. 

“Aşırı sevgi ve özgürlük yanılsama oluşturuyor”

Çocuk yetiştirmede denge ve itidalin önemine dikkat çeken Tarhan; “Çağımızın en büyük sorunlarından biri hız ve haz çağında yaşarken mutedilliği, itidali yani orta yolu kaybetmiş olmamızdır. İfrat ile tefrit arasında gençler gidip geliyorlar şu anda. En çok rastladığımız ve yapılan hatalardan biri de çocuk yetiştirilirken ortaya çıkıyor. Çocuk, aşırı sevgi nedeniyle bazen yanlış bir özgürlük algısı içine giriyor. Aşırı sevgi ve özgürlük yanılsama oluşturuyor. Evin lideri çocuk olursa orada itidal olmaz. Çocuğa hayatın sınırlarını öğretmek gerekiyor. Anne baba olmak, çocuğun her dediğini yapmak değildir. Annelik ve babalık çocuğu sadece mutlu etmek değildir çocuğa hayatı öğretmektir. Çocuğa hayır deme becerisi kazandırmak gerekiyor ama bunu gerekçeleriyle birlikte hayır diyerek yapacaksınız.” dedi.

Programın sonunda Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a hediye takdim edildi. 


 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi08 Haziran 2026