Prof. Dr. Nevzat Tarhan: "Geleceğin ilaçları biyoteknolojik ilaçlar olacak!"
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen "1. Neuro Cell Molecular Research Congress"e çevrim içi katıldı. Farklı ülkelerden bilim insanları, araştırmacılar ve raya getiren kongrede “Moleküler Nöropsikiyatri Neler Vaat Ediyor?” başlıklı sunum gerçekleştiren Tarhan, kişiye özel tıp, farmakogenetik, nörobilim ve yapay zekâya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yanlış tedavinin en pahalı tedavi olduğunu söyleyen Tarhan, farmakogenetik testlerin kişiye özel tedavide yol gösterici olduğunu ifade etti. Geleceğin ilaçlarının biyoteknolojik ilaçlar olacağını vurgulayan Tarhan, psikiyatri, nörobilim ve moleküler genetiğin birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Tarhan ayrıca yapay zekânın bir hekimin yerini almayacağını hatta hekimlerin işini kolaylaştırabileceğini söyledi.
“Biyoteknolojideki güncel gelişmeler yeni bir yönelimi zorunlu kılıyor”
Moleküler nöropsikiyatrinin merkezi sinir sistemi bozukluklarının anlaşılması ve tedavisindeki rolüne dikkat çeken Tarhan; “Bu çalışma, karmaşık merkezi sinir sistemi bozukluklarının anlaşılmasında ve tedavisinde moleküler nöropsikiyatrinin sunduğu vaat edici paradigmaları değerlendirmeyi amaçlıyor. Geleneksel psikiyatrik ve nörolojik yaklaşımlar büyük ölçüde klinik gözleme ve semptoma dayalı tanısal çerçevelere dayanıyor ancak biyoteknolojideki güncel gelişmeler, etiyoloji odaklı biyolojik müdahalelere doğru yönelimi zorunlu kılıyor.” şeklinde konuştu.

“Kişiselleştirilmiş, hedefe yönelik ve kanıta dayalı biyolojik bir tıp disiplinine dönüştürüyor”
Moleküler nöropsikiyatrinin farklı bilimsel yöntemleri bir araya getirdiğini de belirten Tarhan, kişiye özel tedavi seçeneklerinin altını çizdi. Tarhan; “Moleküler nöropsikiyatri; nöropsikiyatrik tabloların temel fizyopatolojisini aydınlatmak amacıyla genomik, farmakogenetik, nöroinflamatuar süreçler ve sinaptik plastisite yolaklarını klinik pratiğe entegre eder. Bu alan; kantitatif EEG ve fonksiyonel beyin haritalama gibi nöroteknolojik yöntemleri, biyobelirteç keşfi ve genetik profilleme ile birleştirerek kişiye özel tedavi seçenekleri sunuyor. Güncel klinik veriler, biyobelirteç güdümlü kişiye özel tıbbın (precision medicine) dirençli psikiyatrik vakalarda tedavi başarısını anlamlı düzeyde artırdığını ve optimize edilmiş farmakoterapi sayesinde yan etki risklerini azalttığını gösteriyor. Sonuç olarak moleküler nöropsikiyatri, psikiyatrik bozuklukları yalnızca semptom odaklı tanı kümeleri olmaktan çıkarıp kişiselleştirilmiş, hedefe yönelik ve kanıta dayalı biyolojik bir tıp disiplinine dönüştürüyor.” ifadelerini kullandı.
“Yanlış tedavi yaptığımız zaman bu en pahalı tedavidir”
Pahalılık tanımını doğru tanımlamanın oldukça önemli olduğunu belirten Tarhan; “Kişiye özel tıbbın iki ayağı vardır. Bir; kişiye özel tıp, beslenme, sağlık, uyku ve spor gibi. Diğeri de Precision Medicine yani tedavi alanı. Bütün sağlık çalışanları için geçerli, hastanın iyiliği için ortaklaşa çalışırlarsa ittifak kurulmuş olur. Terapötik ilişki sağlık çalışanı ile hastanın ilk buluşma anından itibaren başlar diye geçiyor. Yanlış tedavi yaptığımız zaman bu en pahalı tedavidir. En pahalı tedavi en etkisiz tedavidir aslında çünkü hasta iyileşmeyecek, uzayacak uzayacak daha da ilerleyecek, kronikleşecek. Bu nedenle bu pahalılık tanımını doğru tanımlamak gerekiyor.” dedi.
“Doğru ilaç, doğru doz, doğru yol önemli”
Farmakogenetik testlerin kişiye özel tedavide yol gösterici olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ilaçların bireylerde farklı sonuçlar doğurabileceğinden bahsetti. Tarhan; “Kişiye özel tedavi için yeni çağ 2003’ten itibaren başladı. Doğru ilaç, doğru doz, doğru yol önemli. DNA testi yaptığımız zaman bazı kişilerde daha düşük doz, bazı kişilerde ise iki misli doz gerekiyor. Bazılarında başka ilaç gerekiyor. Bunu tanımamızda DNA testi, farmakogenetik test yol gösteriyor. Güvenlik ve etkililik önemli, burada dört çeşit insan tipi var. DNA testi yaptığın zaman güvenli ve etkili grubu ayırıyorsunuz. Bu maalesef dörtte birini oluşturuyor. Güvenli ama etkisiz, boşuna ilaç alıyor. Yahut kişi güvensiz ve etkisiz, böyle bir grup da var o zaman hem yan etki yapıyor hem de faydası olmuyor. Diğeri de güvensiz ama etkili. Burada da yan etkisiyle toksisite çıkıyor ortaya. Bunları ayırt etmede bize farmakogenetik profil yön veriyor ve bir kişinin farmakogenetik profilini çıkardığımız zaman o kişinin ömür boyu o genetik profilini kullanabiliyoruz. Yani herhangi bir uzmana gittiği zaman o dosyayı farmakogenetik kimlik gibi gösterebiliyor. Hastalıklara tedavi vermede dört tip insan var. Normal doza normal cevap veren, düşük doza cevap veren insan, yüksek doza cevap veren insan, bir de cevap vermeyip alternatif tedavi gereken insan. Buna cevap vermede bize yol göstermiş oluyor.” ifadelerini kullandı.

“2003’te genom devrimi oldu”
Precision Psychiatry’nin nörobilim ve genom alanındaki gelişmelerle şekillendiğini belirten Tarhan; “Precision Psychiatry burada bizim psikiyatride kullandığımız kişiye özel tedavi yöntemi. İçinde bulunduğumuz yüzyılın şafağı nörobilim devriminin başlangıcıyla birlikte açıldı. 2003’te genom devrimi oldu. 2013’te de nörobilim, nöroteknoloji devrimi oldu. İkisini de Amerikan TÜBİTAK’ı gibi olan kurumla birlikte açıkladı. 1997’li yıllarda nörobilimle psikiyatrinin birlikte kullanımını Türkiye’ye ilk getirmiştik ve ondan sonra da artık 2000’li yıllardan itibaren bu konuda beyin konnektomları kullanılarak tedavi etme dönemi başladı. Burada genomlar da aynı şekilde genetik görüntüleme, girişimsel teknikler dahil bütün modern yaklaşımlar kişiye özel tedaviye girdi.” şeklinde konuştu.
“Alanımız geleceğimizden çok tarihimiz tarafından belirleniyor”
Precision Psychiatry’nin uygulanabilmesi için yetkin bir iş gücüne ihtiyaç olduğunu vurgulayan Tarhan, psikiyatri ve nörobilim arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Tarhan; “Precision Psychiatry’nin başarılı bir şekilde uygulanması yetenekli ve hazır bir iş gücü gerektiriyor. Alanımız geleceğimizden çok tarihimiz tarafından belirleniyor. Bu psikiyatristlerin itirafı. Psikiyatriye ulaşanlar nörobilime, genetiğe uzak duruyorlarsa psikiyatrinin tarihiyle ilerlemek istiyorlar. Buna da saygı duyulur ama bu durumda birileri yapacak biz taklit edeceğiz. 5-10 sene sonra onların dediğini yapacağız.” diye konuştu.
“Araştırmacı klinisyenler multidisipliner çalışmalara geçtiler”
Psikiyatri, nörobilim ve moleküler genetiğin birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çeken Tarhan, multidisipliner çalışmanın önemine değindi. Tarhan; “Psikiyatri nörobilim ve moleküler genetikle ilgili 2015’te Ross ve arkadaşları eğitimin kritik rolü diye bir çalışma yaptılar, yayınladılar. Burada tıbbın giderek daha karmaşık hale gelmesi önemli bir manzara. Klinisyenlerin, araştırmacıların her birinin küçük ama daha küçük hücrelerde çalışmaları uzmanlaşmaya yol açtı. Yani araştırmacı klinisyenler multidisipliner çalışmalara geçtiler. Çalışma nörobilim alanında yeterli uzmanlığa sahip bölüm sayısı çok az programda bulunmaktadır diyor. Nörobilimdeki uzmanlık klinik bir izleyici kitlesini öğretmek için gerekli beceriden bağımsız olmalı diyor. Bu nedenle kaynaklar geniş bir konu yelpazesini kapsayacak ve yeni keşiflere ayak uyduracak şekilde uygulanabilir olması gerekir diye moleküler biyoloji, genetiğin psikiyatri pratiğinde kullanılmasıyla ilgili böyle bir tavsiye var.” dedi.
“Yapay zekâ bir hekimin yerini almaz, işimizi kolaylaştıracak”
Patentini aldıkları “NP Model” ile kişiye özel tedavide yapay zekâdan yararlanmayı hedeflediklerini belirten Tarhan; “Patentini aldığımız ‘NP Model’ diye model var. Bu modelde hastanın girişten itibaren her şeyi dijitalleştirerek beyin sinyallerini kaydedeceğiz. O beyindeki sinyallere, nöral network ve genetik algoritmalara, kişinin medikal kayıtlarına göre hekim bu bilgileri yapay zekâya sokacak, oradan hangi biyotipe giriyorsa bakacak. Bu kişiye özel tedavi. Mesela burada ilaç, manyetik uyarı tedavisi, nöromodülasyon tedavisi, psikoterapi daha önemli ve yapay zekâyla birlikte işimizi kolaylaştıracak. Bize hep, ‘Yapay zekâ tıp mesleğini nasıl etkileyecek, psikoloji mesleğini nasıl etkileyecek?’ diye soruluyor. İşimizi kolaylaştıracak. Bir hekimin yerini almaz, bir psikoloğun yerini almaz ama terapileri daha hızlı yapmamıza, asiste etmemize çok katkı sağlar. 1960'lı yıllarda makinelar düşünebilir mi sorusuydu. Şimdiki soru da makineler hissedebilir mi sorusu. Şu andaki en büyük soru makineler hissedebilir mi? Ama şu anda tabii o soruya cevap vermek için çok daha erken.” ifadelerini kullandı.

