Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Eğitimci, her an gelişen bir ruha tohum atan kişi demektir”

11 - Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Yalova İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından üçüncüsü gerçekleştirilen ‘Yalova Eğitim Okumaları’na katıldı. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Yalova’da eğitimcilerle bir araya gelen Tarhan, “İletişim ve Yönetim Becerileri” konusunda değerlendirmelerde bulundu. Değerleri bir pusula gibi görmek gerektiğinden bahseden Tarhan, teknolojinin hız verdiği, değerlerin ise yön gösterdiğine dikkat çekti. Yalova Valisi Dr. Ahmet Hamdi Usta’nın da katıldığı programda Tarhan, eğitimcinin her an gelişen ruha tohum atan kişi olduğunu da vurguladı. 

Yalova Halk Eğitim Merkezi Konferans salonunda gerçekleştirilen programa Yalova Valisi Dr. Ahmet Hamdi Usta, İl Millî Eğitim Müdürü Aytekin Yılmaz, il ve ilçe millî eğitim yöneticileri, okul ve kurum yöneticileri ile çok sayıda eğitimci katılım sağladı.

Dr. Ahmet Hamdi Usta: “İyi iletişim kurmazsak onların dilini konuşamayız”

Yalova’ya yeni atanan ve şehirdeki ilk programına katılım gösterdiğini söyleyen Yalova Valisi Dr. Ahmet Hamdi Usta, iletişimin önemine dikkat çekti. Usta; “İdarecilik bir görev değil, bir pozisyondur. Öğrencilerinizle sağlıklı bir iletişim içinde olmanız gerekir. İkinci olarak velilerle kurulan iletişim de son derece kıymetlidir; burada da güçlü bir iletişim sağlanmalıdır. Artık çocuklarımız çok zeki ve bilgiye çok rahat ulaşabiliyor. Bu nedenle onlarla çok iyi iletişim kurmalıyız. Aksi hâlde onların dilini konuşamayız.” ifadelerini kullandı.

Aytekin Yılmaz: “İki odak alanının en önemli ayaklarından biri iletişim”

Yalova İl Milli Eğitim Müdürü Aytekin Yılmaz da konuşmasında; “Eğitimcilerimiz, meslek hayatları boyunca sürekli bir entelektüel çaba içinde olmalı ve kendilerini geliştirmelidir. Bu eğitim olarak nitelendirdiğimiz sürecin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesini sağlar. Türkiye Yüzyılı Maarif Modelini geçtiğimiz yıldan bu yana uygulamaya çalışıyoruz. Yaklaşık iki yıldır odaklandığımız temel konulardan biri, bu modelin uygulanmasına ilişkin süreçlerin takibi ve iyileştirilmesidir. İkinci odak noktamız ise bu yıl başlattığımız Aile Yılı çalışmalarıdır. Dolayısıyla yürüttüğümüz tüm faaliyetlerde bu iki başlığı en önde tutuyoruz. Bu iki odak alanının da en önemli ayaklarından biri iletişimdir. İletişimin olmadığı bir ortamda okul iklimini ve sınıf iklimini oluşturmak ya da sürdürülebilir kılmak mümkün değildir. Bu nedenle iletişimi ana başlık olarak seçtik.” dedi.

Açılış konuşmalarının ardından “İletişim ve Yönetim Becerileri” söyleşisi Gazeteci Şaban Özdemir moderatörlüğünde gerçekleşti.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Beyine serotonin odaklı bir eğitim anlayışı kazandırmak gerekir”

Bilginin nasıl kalıcı hale getirilebileceğinden bahseden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Beyin sadece ödül-ceza sistemiyle çalışmaz. Motivasyonun tek aracı ödül ve ceza değildir. Ödül-ceza sistemi beyinde dopaminle ilişkilidir. Dopamin kısa vadeli, hızlı etki eden ve haz odaklıdır. Ancak motivasyonun bir diğer önemli yolu da anlam üretmedir anlamlandırma ve anlam üretme süreci… Beyin bir konuyu anlamlandırdığında bu süreç serotoninle ilişkilidir. Serotonin yavaş ve geç salgılanır ama kalıcı etki oluşturur. Bu nedenle beyine serotonin odaklı bir eğitim anlayışı kazandırmak gerekir yani anlam odaklı öğrenme. Bunun için de deneyimleyerek öğrenme önemlidir. Eğlenceli ama disiplinli bir şekilde öğrenildiğinde bilgi kalıcı olur.” diyerek sözlerine başladı. 

“Eski anlayışta güç odaklı liderlik vardı”

Dünyada proje odaklı eğitim modellerinin geliştiğini belirten Tarhan; “Proje temelli eğitimler başladı. Yüzyılın Maarif Modeli de aslında bunun gecikmiş bir örneğidir. Bugün bu modelin uygulanabilmesi öğretmenlerimizin işini artırdı. Öğretmenlerimizin işi zorlaştı ama aynı zamanda çağı yakalayan gençleri geliştirme fırsatı da doğdu. Çünkü sınıf liderliğinde eski anlayışta güç odaklı liderlik vardı, sınıf otoriteyle yönetilirdi. Şimdi ise güç odaklı değil emanet odaklı bir liderlik anlayışı var. Yani sınıf yönetimi ya da herhangi bir liderlik alanı, ‘Ben gücümü sergileyeyim.’ denilecek bir yer değil. ‘Bu bana emanet edildi. Burada bir sorumluluk var ve bu emanete göre yönetmem gerekir.’ diyebilmektir. İşte bu yaklaşım, insanı Homo Economicus değil Homo Psychologicus olarak ele alan bir bakış açısıdır.” dedi.

“İnsan beyni dört temel konuda arayış içinde…”

Kısa vadeli düşüncelerin hata yaptırdığını söyleyen Tarhan; “İnsan beyni dört temel konuda arayış içindedir. Birincisi sonsuzluk arayışıdır, insan beyni sonsuzluk ister. İkincisi özgürlük arayışıdır. Bu insandan başka hiçbir canlıda yoktur. Sonsuzluk arayışı ve özgürlük arayışı insana özgüdür. Özgürlük isteği nedeniyle insanın ihtiyaçları sınırsızdır ama gücü sınırlıdır. Çünkü özgürlük dediği şey hep daha çok, daha fazla demektir. İnsan beyni yalnızlığı gidermek ister, ilişki ister. Aynı zamanda anlam arar. İnsan beyni her şeyi anlamlandırmak ister. Bu anlamlandırma ihtiyacı, insan beyninin nasıl çalıştığına dair yapılan çalışmaları doğurdu ve bu çalışmalar yapay zekanın temelini oluşturdu. 2024’te yapay zeka alanında ödül alan isimler bir genetikçi ve bir psikologdu, yani bir kognitif psikolog. Bu durum herkesi şaşırttı. Fizik ödülü gibi görülen bir alanda yapay zeka çalışmaları ödül aldı. Oysa bu yapay sinir ağları yaklaşık 20 yıldır çalışılıyor. Azimle, fikre ısrarla odaklanarak beynin algoritmik çalıştığını ortaya koydular. Beyin geçmişi tarıyor, geleceğe dair tahminler üreten bir makine gibi çalışıyor. Geleceği tahmin ediyor ve bugüne dair karar veriyor. En iyi ve en fazla anlam üreten senaryoyu yazabilen kişiler doğru kararlar veriyor. Kısa vadeli düşünenler hata yapıyor, orta ve uzun vadeli düşünenler ise daha sağlıklı kararlar alıyor.” ifadelerini kullandı.

“Düşünen çocuklar bu çağın ruhuna uygundur”

Bu çağda orman kanunlarının geçerli olmadığını söyleyen Tarhan; “Orman kanunlarında güçlünün dediği olur. İnsanların yaşadığı bir ortamda güçlünün dediği olmamalı. Konular iletişimle çözülmeli. Bir iletişim kültürü bir istişare kültürü oluşmalı. Her problemi bir tehdit olarak görmek yerine her problemi bir gelişme fırsatı olarak görmek gerekir. Yani bir yönetici problem geldiği zaman, ‘Of, yine problem geldi.’ dememeli. Bir öğrenci problem getirdiğinde bu problemin bir tehdit yönü vardır ama bir de fırsat yönü vardır. Peki fırsat yönü ne olabilir? Emin olun, her problem çözme süreci insana adeta bir proje gibi bir şey kazandırır. Hepsi bir gelişme fırsatıdır. Çocuğun düşüp kalkması da bir problemdir ama oradan yürümeyi öğrenir. Bunun gibi, ‘Sorma, düşünme, itaat et’ kültürü yerine, ‘Sor, düşün, anla, sonra itaat et’ anlayışının yerleşmesi gerekir. Soru soran, düşünen çocuklar bu çağın ruhuna uygundur. Kuzu gibi çocuk varsa, o çocuk ileride zaten problem çıkarır. Yeniliği kaçırır. Hep ikinci insan olur. Atılgan, girişimci ve yenilikçi olabilmesi için bireyin sorgulayıcı olması gerekir.” şeklinde konuştu. 

“İnsan beyninin yüzde 80’i sözel iletişimle bilgi aktarır”

Sosyal medyanın iletişimi tam olarak yansıtmadığını belirten Tarhan; “İnsan beyninin yaklaşık yüzde 20’si verbal iletişimle yani sözel iletişim ve bilgi aktarımıyla ilgilidir. Yüzde 80’i ise non-verbal iletişimdir. Non-verbal iletişim ses tonu, eşik altı vurgular, mikro mimikler, jestler ve beden dili gibi unsurlardan oluşur. İletişimin asıl yükünü bu yüzde 80’lik kısım taşır. Aktarılan bilginin kendisi ise ancak yüzde 20’dir. Bu iletişim alanında kanıtlanmış, nörobilim temelli bir bilgidir. Bugünkü sanal dünyadaki iletişim bunu tam olarak yansıtmıyor. Sosyal medya deniyor ama aslında bu gerçek anlamda sosyal bir iletişim değil daha çok sanal bir iletişim. Teknoloji gerçekten hız kazandırdı ama teknoloji hız kazandırır değerler ise yön kazandırır. Trafikte giderken trafik levhaları nereye döneceğini, ne yapacağını gösterir. Eğer bir gencin değerleri yoksa, o teknolojiye kurban olur. Değerleri varsa, teknolojinin hızını nereye yönlendireceğini, nasıl kullanacağını bilir. Mesela insan karar verirken beynimizde bir zihinsel jüri vardır. Bu jüri sürekli sorular sorar ‘Yap mı, yapma mı? Uygun mu, uygun değil mi? Güvenli mi, güvenli değil mi? Faydalı mı, faydasız mı? Merhametli mi olayım, bencil mi olayım?’ Bu soruların üzerinde bir de zihinsel yargıç vardır o karar verir ve kişi eyleme geçer.” dedi.

“Sevginin temel parametresi ilgidir”

Empatik dinlemenin önemini anlatan Tarhan; “Sağlıklı iletişimi kuran şey bir eğitimcinin korku temelli değil güven temelli bir iletişim dili kullanmasıdır. Bir gencin dersi sevmesi için önce öğretmenini sevmesi gerekir. Öğretmeni sevdiği zaman dersi de sever. Peki öğretmeni nasıl sever? Öğretmen öğrenciyi sevdiği zaman… ama sevgi, ‘Ben seni seviyorum’ demek değildir. Sevginin temel parametresi ilgidir. Onunla iletişim kurmaktır, onu dinlemektir aktif dinleyici ve empatik dinleyici olmaktır. Empatik dinleme yoksa göz teması kurulmadan, arada söylenenler onaylanmadan, tekrar edilmeden yapılan dinlemeler empatik değildir. Çok zeki gençler bunu çok rahat anlar. Bu durumda iletişim kopukluğu oluşur. İletişim kısa olabilir ama nitelikli olmalıdır. Bunu başarabilirsek gençler için bir rol model oluruz. Bu yaklaşım anne-babalar için de geçerlidir, eğitimciler için de…” ifadelerini kullandı. 

“Teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir”

Değerleri bir pusula gibi görmek gerektiğinden bahseden Tarhan; “4-6 yaş arasıyla ilgili şu anda özellikle Uzak Doğu’da, Çin ve Japonya’da önemli çalışmalar yapılıyor. Bu yaş aralığında bilgi yüklemek yerine güçlü bir şekilde değerlerin öğretildiği bir erdem ahlakının kazandırıldığı eğitim modelleri uygulanıyor. Mesela Japonya’da iki değere özellikle çok önem veriliyor. Bunlardan biri utanç duygusu diğeri merhamet duygusu. Bu iki duygu sosyal duygulardır ve bu duyguların eğitimi üzerinde duruluyor. Bir insanda merhamet duygusu varsa bir başkasına acıma duygusu gelişmişse ve utanma duygusu varsa kötülüğe karşı hayır diyebilir. Bunlar yoksa merhametsizse, acımasızsa ve yüzü kızarmayan bir kişilik gelişmişse her şeyi yapabilir. Bu nedenle bu iki duygu anahtar duygudur. Bunlar empatiyi oluşturan sosyal duygulardır ve insan ilişkilerinde sınır koymayı sağlar. 4-6 yaş arası bir çocuğa akvaryumdaki balığın bile bir gün ölebileceği öğretilir. Hayatın bu gerçekliğiyle erken yaşta tanışan çocuk ileride daha büyük stresleri tolere edebilir hale gelir. Bu nedenle değerleri bir pusula gibi görmek gerekir. Teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir. Burada ihtiyaç duyulan şey sadece değer eğitimi değil değer içerikli eğitimdir. Matematiğin, fiziğin içine bile bu değerler entegre edilebilir. Bütün derslerin içerisinde mutlaka bu değerlerle ilgili örnekler, vakalar, olay bağlantıları ya da sunumlar yer almalıdır.” şeklinde konuştu. 

“Amaç ikna etmek değildir, anlamaya çalışmak”

Empatiyle sempatinin sıkça karıştırıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Sempati nedir? Birisi ağlıyorsa, oturup onunla ağlamaktır. Bu empati değildir. Bu onun duygularını satın almak anlamına gelir. Halbuki empati karşı tarafın duygularını satın almak değildir. Empatide kişinin duygularını biliriz ama kendi duygularımızı da biliriz. Yani duygusal okuryazar oluruz. Karşımızdakinin duygularını tanırız, olayların sosyal ipuçlarını fark ederiz ve şunu biliriz; ‘Biz ayrı bir kişiyiz, o ayrı bir kişi.’ Empati kendini onun yerine koymak değil, onun açısından bakabilmektir. Kendini onun yerine koyduğun zaman o yükü üzerine alırsın. Oysa empati bu yükü almak değildir. Empati olaya masanın sadece bir tarafından değil, öbür tarafından da bakabilmek ve buna göre karar verebilmektir. Bu da ancak empatik iletişimle olur. Dinlemekle olur, anlamaya çalışmakla olur. Klasik yaklaşım genelde ikna etmeye odaklıdır. Halbuki burada amaç ikna etmek değildir, anlamaya çalışmaktır. Bunun için de ‘neden?’ sorusunu sorabilen bir yaklaşım gerekir. Mesela bir motivasyon tekniği olarak ‘neden?’ sorusu çok önemlidir. Empatik iletişimde ‘neden?’ sorusu, ‘nasıl?’ sorusundan daha değerlidir. ‘Nasıl iletişim kuracağım?’ teknik bir sorudur ama ‘Neden bu kişiyle iletişim kurmam gerekiyor? Neden bu problemi çözmem gerekiyor?’ soruları iletişimin birinci adımıdır.” dedi.

“Her zorluk bizim için bir gelişme fırsatı olmuştur”

Katılımcılardan gelen soruları da cevaplayan Tarhan, tükenmişlik hâlinin yeni keşif ve yeni açılımlara vesile olduğuna dikkat çekti ve ekledi: “Biz ümitsizliğe düşen bir toplum değiliz. Her zaman umut duygusunu ayakta tutacak bir sonuç, bir çıkış yolu olmuştur. Kültürel olarak her zorluk bizim için bir gelişme fırsatı olmuştur. Bu nedenle tükenmişlik hâli bile bizde yeni keşiflere, yeni açılımlara vesile olur. Her zorluğun arkasından büyük bir kolaylığın, büyük bir fırsatın geldiğini görüyoruz. Tükenmişlikte kişiyi asıl tükenmiş bırakan şey ümitsizlik ve karamsarlıktır. Bu yüzden ümitsizliğe ve karamsarlığa düşmeden hedefimizin net olması gerekir. Uğrunda emek verilecek, yorulacak, çile çekilecek bir mesleğe inanıyorsak; işimize inanıyorsak, emin olun eğitimcilik kutsal bir iştir. Çünkü bir çocuğa dokunduğunuzda, onun gelişen ruhuna tohumlar atıyorsunuz. Eğitimci demek her an gelişen bir ruha tohum atan kişi demektir. Bu sadece anlattığınız teorik bilgiler değildir. Derste kurduğunuz iletişim, paylaştığınız yaşantılar, gençlerin sizinle anı biriktirmesini sağlar. O biriken anılar, ilerleyen yaşlarda onların hayatında bir değer olarak, yön verici bir unsur olarak ortaya çıkar. Bu nedenle gençlerle güzel yaşantılar ve güzel anılar biriktirebilmek kıymetli bir eğitimci için son derece değerlidir.” şeklinde konuştu.

Söyleşinin rdından Yalova Valisi Dr. Ahmet Hamdi Usta, Prof. Dr. Nevzat Tarhan'a hediye takdim etti.

Program toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.


 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi23 Ocak 2026