Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital Çağda Ailenin Rolü”nü Rize’de konuştu!

11 - Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim

Dijital çağda aile bağlarını korumanın yolunun güven veren ilişkiler kurmaktan geçtiğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Annelik babalık demek çocuğumuzu mutlu etmek değil, çocuğumuzu hayata hazırlamak.” dedi. Dijital ortamlarda çok sayıda kişiyle iletişim kurulmasının yalnızlığı ortadan kaldırmadığını ifade eden Tarhan, “Bağlantı çok, bağlanma yok. Güvenli bağlanmanın olmadığı yerde insan kendini güvende ve mutlu hissetmiyor.” diye konuştu. 

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mehir Aile Platformu Rize İl Temsilciliği ev sahipliğinde Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Dijital Çağda Ailenin Rolü” başlıklı söyleşide Rizelilerle buluştu.

“Aile, geleceğin en güçlü temelidir” mesajıyla gerçekleştirilen etkinlikte Prof. Dr. Tarhan; dijital dönüşümün aile ilişkilerine etkisini, gençlerin aidiyet ihtiyacını, yapay zekâ kullanımını, çocuk yetiştirme tutumlarını ve insani değerlerin önemini değerlendirdi. 

“Uçurtmayı uçuran, rüzgâra karşı alınan pozisyondur”

Dijitalleşmenin hem tehditler hem de fırsatlar barındırdığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu dönüşüm karşısında nasıl bir tutum alındığının belirleyici olduğunu söyledi.

Dijital dönüşümü rüzgâr benzetmesiyle anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bir rüzgâr geliyor, rüzgâra karşı uçurtmamız var. ‘Uçurtmayı uçuran rüzgârdır’ diyoruz. Aslında uçurtmayı uçuran rüzgâr değil, rüzgâra karşı alınan pozisyondur. Doğru pozisyon alırsanız rüzgâr uçurtmanızı uçurur. Yanlış pozisyon alırsanız tepetaklak gidersiniz. Şu anda dijitalleşme de bir rüzgâr olarak geliyor. Bu rüzgâra bizim doğru pozisyon almamız lazım.” diye konuştu.
Akıllı telefon, tablet ve televizyonların evin dış dünyaya açılan kapıları hâline geldiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, çocukların bu araçlar üzerinden yaşlarına uygun olmayan içeriklerle de karşılaşabildiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Evimizin güvenli ortamında açık bir kapımız var. Çocuğumuz oradan istediği yere giriyor. Bu bir risk ama bir taraftan da onun kendisini geliştirmesi için fırsat olabilir. Bu gözle bakmak gerekiyor.” şeklinde konuştu.

“Eski sorulara bu zamanda yeni cevaplar vermeliyiz”

Kültür ve değer aktarımında ailenin etkisinin dijitalleşmeyle birlikte değiştiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, popüler kültürün çocukların yaşamına daha fazla girdiğini dile getirdi.

Çocuklarla sağlıklı iletişim kurabilmek için içinde yaşadıkları dönemin koşullarının anlaşılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuklarımız artık bizim çocuğumuz değil, onlar bu zamanın çocuğu. O hâlde biz eski sorulara bu zamanda yeni cevaplar vermeliyiz. Eski sorulara eski cevaplar verirsek çocukla aramızda mesafe açılır, koparız. Nasıl başarılı olunur, nasıl iyi insan olunur, nasıl mutlu olunur? Bunlar insanlık tarihinden beri olan sorular. Aynı soru fakat yöntem değişik.” dedi.

Aileyi dijital dönüşüm karşısında “son kale” ve “son sığınak” olarak nitelendiren Prof. Dr. Tarhan, bu sığınağın korunmasının yalnızca dış dünyadaki risklere dikkat çekmekle mümkün olmayacağını, aile içindeki ilişkilerin de güçlendirilmesi gerektiğini anlattı.

Üniversite hayatında özgürlük ve aidiyet birlikte gelişmeli

Üniversitenin yalnızca meslek edinilen bir yer olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bu dönemin gençler için yeni ilişkiler kurma, sosyalleşme ve farklı bakış açıları kazanma süreci olduğunu söyledi.

Gençlerin bireyselleşirken aileleriyle bağlarını koruyabilmelerinin önemine değinen Tarhan, “Hem kendini aileye ait hissedecek hem de özgür hissedecek. Bu dengeyi öğrendikleri bir dönem. Aileden kopmak değil, aileye aidiyeti devam ediyor. Anne babaya bağımlı olursa üniversitenin katacağı sosyalleşmeyi başaramaz. Bir farklılaşma sürecidir.” diye konuştu.

Bu süreçte aile aidiyetinin, özellikle güçlüklerle karşılaşıldığında önem kazandığını belirten Tarhan, gençlerin yeni sosyal çevreler oluştururken ihtiyaç duyduklarında başvurabilecekleri güvenilir ilişkilerini de korumaları gerektiğini ifade etti.

“Teknoloji hayatımıza hız veriyor ama değerler yön veriyor”

Teknolojik ilerlemenin ve maddi imkânların artmasının tek başına mutluluk sağlamadığını dile getiren Tarhan, insanın yaşamına yön veren değerlerin önemine dikkat çekti.

“Teknoloji hayatımıza hız veriyor ama değerler hayatımıza yön veriyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, eğitimde akademik başarı kadar ahlaki gelişimin de önemsenmesi gerektiğini söyledi.

Çocuklara yalnızca zeki ve çalışkan olmalarının öğütlenmesini yeterli bulmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:

“Zeki ve çalışkan olmak yetmiyor, üçüncü bir parametre lazım. Zeki, çalışkan ama iyi ahlaklı olması lazım; erdem ahlakı. Eğer çocuklarımıza erdem ahlakını öğretmezsek zeki, çalışkan ama nitelikli dolandırıcı kitleler çıkar. Bunların çıkmaması için terk edilen, unutulan insani değerleri; sözünde durmayı, dürüst olmayı, yalan söylememeyi, yardımsever, paylaşımcı ve uzlaşmacı olmayı öğretmek gerekiyor. Küçük yaşta öğretmek gerekiyor, daha anaokulu döneminde.”

“Evde sürekli konferans verilen çocuk eve gelmek istemez”

Ailenin çocuk için güvenli bir liman olup olmadığının, çocuğun eve gelirken hissettiklerinden anlaşılabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, sürekli eleştiri ve nasihatin iletişimi zayıflatabildiğini söyledi.

Prof. Dr. Tarhan, aile içindeki yargılayıcı tutumun çocukları uzaklaştırabileceğini şu sözlerle anlattı:
“Çocuk eve gelince koşa koşa geliyorsa, genç eve gelince koşa koşa geliyorsa ev güvenli limandır. Ama ‘Eve kapıdan girince annem bir konferans verecek, babam bir konferans verecek, her sabah kahvaltıda konferans’ diyorsa çocuk eve gelmek istemez. Eve gelince yargılandığını hissediyorsa, kendini mahkemede gibi hissediyorsa o eve gelmek istemez.”

Anne babaların iyi niyetli olmalarının kullandıkları yöntemin de doğru olduğu anlamına gelmediğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Annelik babalık pratiği yanlış. Niyet iyi fakat metot yanlış. Çocuğa iyi niyetle kötülük yapıyorsun.” ifadelerini kullandı.

“Aile, güven yuvası olmalı”

Aile ilişkilerinde sevgi kadar güvenin de belirleyici olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, koşulsuz kabulün ve şefkatin önemini anlattı.

“Eskiden aileye sevgi yuvası diyorduk. Aile, güven yuvası.” diyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazen bencil sevgiler oluyor. Seviyor ama ondaki çıkarını seviyor. Yaşlanınca, hasta olunca terk ediyor. Demek ki bu bencil sevgi, şartlı sevgi. Şartsız, koşulsuz sevgi nedir? Onu olduğu gibi kabul edip sevebilmek. Sevgiden daha büyük bir kavram var: Şefkat. Şefkatin içinde incitmeme duygusu var, empati yapabilme var.”

Güvenin temelinde dürüstlük, sorumluluk ve samimiyet var

Evlilik ve aile yaşamında sevgi, saygı, sadakat, sorumluluk ve samimiyetin önemine değinen Prof. Dr. Tarhan, güvenin günlük davranışlarla oluştuğunu belirtti.

Sadakatin doğrulukla ilişkisine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Doğru olmayan bir kimse zaten sadakat gösteremez, güven oluşturamaz.” diye konuştu. Evliliğin sorumluluk üstlenmeyi gerektirdiğini de vurgulayan Tarhan, aile içinde yalanın ve samimiyetsizliğin güven duygusunu zedelediğini ifade etti.

Bu değerlerin yalnızca eşler arasındaki ilişkiyi değil, çocukların aile deneyimini de belirlediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Açık, şeffaf olan yerde güven oluşuyor. Güven oluşan yerde sevgi büyüyor, genişliyor ve korku azalıyor. Sığınak nedir? Fırtınada sığındığın, kendini güvende hissettiğin yerdir.” dedi.

Yapay zekâdan alınan yanıtlar sorgulanmalı

Söyleşide yapay zekânın günlük yaşamdaki kullanımına da değinen Prof. Dr. Tarhan, dijital ortamlarda üretilen yanıtlarla gerçek yaşam arasındaki ayrımın korunması gerektiğini söyledi. Bazı gençlerin yapay zekâyla kurdukları iletişimde aldıkları yanıtları, yakınlarından gelen bir değerlendirme gibi kabul edebildiğini belirten Tarhan, “Sanki annesi, babası, abisiyle konuşmuş gibi onu uygulamaya çalışıyor.” ifadelerini kullandı.

Yapay zekâ kullanımında doğru soru sorma ve verilen yanıtları farklı açılardan değerlendirme becerisinin önemini vurgulayan Tarhan, şu öneride bulundu:

“Yapay zekâyla konuşurken soru sorup onu olduğu gibi almak değil. Bu soruyu sorduktan sonra diyeceksiniz ki: ‘Bana bu söylediğim konuyla ilgili üç tane ters soru sor.’ Yapay zekâyı kendi kendisiyle çarpıştırıyorsun. Ama bunun için senin de temel bir bilgin gerekiyor. Doğru soruyu sormak en zor şeydir.”

“Bağlantı çok, bağlanma yok”

Gençlerin yüzlerce çevrim içi bağlantıya rağmen neden yalnız hissedebildiğine ilişkin soruyu yanıtlayan Prof. Dr. Tarhan, iletişim kurulan kişi sayısıyla ilişkinin derinliğinin aynı şey olmadığını vurguladı.

Prof. Dr. Tarhan, “Bağlantı çok, bağlanma yok. Güvenli bağlanmanın olmadığı yerde insan kendini güvende ve mutlu hissetmiyor. Burada yakın ilişkiler önemli.” diye konuştu.

Sosyal ilişkilerin özellikle zor zamanlarda anlam kazandığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Arkadaş çok ama dost yok. Bağlantı çok ama bağlanma yok. Güvenli bağlanma yok, derin ilişkiler yok. Derin ilişkilerin olmadığı yerde insan bir kriz anında kendini yalnız hissediyor.” dedi.

Dostluğun emek ve zaman gerektirdiğini dile getiren Tarhan, “Dostluk nasıl olur? Onun sıkıntılı zamanında yanında mısın? Bunu yaparsan dost olursun. Onu dinleyebiliyor musun? O zaman dost olursun. En güzel dostluk zor zamanlarda ortaya çıkar. Gerçek dostluğu o zaman birkaç kişi olarak yanında görüyorsun. O dostluğun kıymetini bilmek lazım.” dedi.

Aynı evde yaşamak, duygusal olarak birlikte olmak anlamına gelmiyor

Çocukların görülmeye, dinlenmeye ve birlikte zaman geçirmeye ihtiyaç duyduğunu ifade eden Tarhan, “Aynı evdeler anne baba. Anne kendini ev işine vermiş, temizliğe vermiş. Baba iş hayatına vermiş. Çocukla birlikte zaman geçirme yok. Aynı evdeler; mesafesiz terk ediş. Dövme yok, şiddet yok ama çocukla iletişimsizlik var. Anne ile çocuk, baba ile çocuk arasında. Böyle durumlarda çocuk ‘Sevilmiyorum’ duygusuyla büyüyor.” şeklinde konuştu.
Çocuk üzerinde aşırı koruma ve kontrolün de olumsuz etkiler oluşturabildiğine dikkat çeken Tarhan, ebeveynlerin çocuk adına her güçlüğü ortadan kaldırmaya çalışmasının özgüven gelişimini zorlaştırabileceğini söyleyerek, “Hayata ürkek başlar, korkak başlar. Özgüveni olmaz. Hata yapmaktan korkar çünkü anne baba onun adına koruyuculuk yapıyor. Aşırı koruma ve kontrol şefkat gibi gözüküyor ama çocuğun gelişmesini önlüyorsun.” ifadelerini kullandı.

Pozitif psikoloji ve psikoterapiye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Prof. Dr. Tarhan, ruh sağlığında koruyucu ve önleyici çalışmaların önemine işaret ederek, ailelerin sorunlar büyümeden destek almasının ve iletişim becerilerini geliştirmesinin değerli olduğunu belirtti.

“Sevgi artı iyi iş birliği, eşittir ömür boyu aşk”

Gençlerin evlilikten uzaklaşmasına ve evlilikle ilgili kaygılarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Tarhan, güvenli ve sürdürülebilir bir ilişkinin önemini vurguladı.

Evliliğin güvenli bir alan hâline getirilmesinde eşlerin birbirleriyle kurdukları iş birliğinin belirleyici olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sevgi artı iyi iş birliği, eşittir ömür boyu aşk.” diye konuştu.

Çocuk yetiştirirken büyükanne ve büyükbabaların aile kurallarını esnetmesine ilişkin soruya da yanıt veren Tarhan, dede ve ninelerin yaşam deneyimlerini anlatma, çocukların ise soru sorma ve öğrenme ihtiyacının bu ilişkide buluştuğunu söyleyerek, anlaşmazlıkların suçlayıcı bir dille ele alınmaması gerektiğini vurguladı.

Aile büyükleriyle çocuk arasındaki duygusal bağın korunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, zor konuların da nezaketle ve karşı tarafı incitmeden konuşulabileceğini sözlerine ekledi.


 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi: 03 Ekim 2026