Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Allah’a inanıyoruz ama güvenmiyoruz”

12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ERKAM RADYO ve ERKAM TV’de yayınlanan İrfan Gündüz ile Rahmet Sofrası programına konuk oldu. Tarhan, “Ramazan-Oruç ve Psikolojisi” konusunu ele alarak, pozitif psikolojinin tasavvuf geleneğiyle olan bağını, ruh sağlığında iç huzurun önemini ve mutluluğun kaynağının insanın iç dünyasında olduğunu vurguladı. Ramazan’ın bir arınma fırsatı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tarhan, tevekkül, teslimiyet ve iman ile güven ilişkisine değinerek, ‘Allah’a inanıyoruz ama güvenmiyoruz. İman tevhide, tevhit tevekküle, doğru tevekkül ise iki dünya mutluluğuna götürür.’ dedi. Ayrıca şükrün ve minnettarlığın ruh sağlığını güçlendirdiğini, İslamiyet’in kurallı sistem anlayışının güven duygusunu pekiştirdiğini ve hayatın zorlukları karşısında bilinçli ve temellendirilmiş bir iman ile psikolojik sağlamlığın önemini anlattı. 

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ERKAM RADYO ve ERKAM TV’de “Ramazan-Oruç ve Psikolojisi” konusunu ele aldı.

“Pozitif psikoloji tasavvufun bilim haline gelmiş şekli gibi…”

Klasik psikoloji ile pozitif psikoloji arasındaki farkı açıklayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Klasik psikoloji, eksiyi sıfıra getirmeyi hedefliyor. Yani insanın patolojisini, bozukluğunu, arızasını düzeltmeye odaklanıyor. Klinik anlamda normal seviyeye getirmeyi amaçlıyor. Pozitif psikoloji ise sıfırın üzerine çıkarmayı hedefliyor. Buna well-being deniyor. Well-being Türkçeye iyi oluş, iyi olma hali şeklinde çevrildi. Bizim kültürümüzdeki karşılığını araştırdım. Biz sağlık ve afiyet deriz. Sağlık daha çok sıfır ve altıyla ilgilenir, afiyet ise sıfırın üstüyle ilgilidir. Dualara baktığınızda da sağlık ve afiyetin birlikte kullanıldığını görürsünüz. Bu yaklaşım tasavvufta insanın nefsinin kemalatı için makamlara yükselmesi anlayışıyla örtüşüyor. Yani pozitif pekiştirme, olumlu olanı güçlendirme yöntemi. Negatifi düzeltmek teknik bir iştir, onunla uzmanlar ilgilenir ama sıfırın üzerine çıkmak, geliştirmek ve güçlendirmek ayrı bir aşamadır. Bugün buna psikolojik sağlamlık deniyor. Bir insan psikolojik olarak sağlamsa diyelim ki bir depresyon yaşadı, bir bunalım geçirdi ya da bir travma yaşadı, bunları atlattıktan sonra travma sonrası büyüme gerçekleşebilir. Bu süreç kazanıma dönüşür, kişi psikolojik olarak güçlenir. Travma sonrası kendini gerçekleştirme ve güçlenme ortaya çıktığında yaşanan travma hayatında bir fırsata dönüşebilir. Bizim tasavvuf geleneğimizde de yaklaşım böyledir. Resulullah’ın hayatındaki yöntem de bu yöndedir. Mekke döneminde ahlakın öğretilmesine verilen önem burada dikkat çekici. Pozitif psikoloji yaklaşımı bu anlayışla büyük ölçüde örtüşmekte. Pozitif psikoloji, tasavvufun bugün bilim haline gelmiş şekli gibidir. Yani ete kemiğe bürünmüş, bilimsel zemine oturmuş bir yaklaşım.” ifadelerini kullandı. 

“Asıl yapılması gereken sonuçlardan önce sebepleri düzeltmek”

Sağlık tıbbı anlayışının önemine vurgu yapan Tarhan; “Tıbb-ı Nebevî ile ilgili Osmanlı’nın son döneminde yazılan eserler var. Mesela bunlardan biri Doktor Hüseyin Remzi’nindir. Talebelik yıllarımda merak edip onun orijinal nüshasını almıştım. Orada dikkatimi çeken şu olmuştu: Bugün Amerikan ve genel olarak Batı sistemindeki tıp fakültelerinde daha çok tedavi tıbbı öğretiliyor. Oysa Tıbb-ı Nebevî’ye baktığınızda sağlık tıbbını öğretiyor. Yani ‘İnsan hasta olmamak için ne yapmalı? Depresyona girmemek için nasıl bir hayat sürmeli?’ sorularına odaklanıyor. Benim meslek hayatımın başında, 2000’li yıllarda yazdığım ilk kitaplar da bu çerçevedeydi. Kendinle Barışık Olmak, ardından Mutluluk Psikolojisi ve Evlilik Psikolojisi… Hepsi koruyucu ruh sağlığı yaklaşımıyla kaleme alındı. Bu aslında birincil hekimlik anlayışıdır yani sağlık tıbbıdır. Şu anda Sağlık Bakanlığının da bu yaklaşımı benimsediğini görüyoruz. Sağlıklı yaşam master planı hazırlandı ve Türkiye genelinde 300’ün üzerinde Sağlıklı Yaşam Merkezi açıldı. Amaç, insanlar hastalanmadan önce kontrol yaptırsın, check-up’larını düzenli yaptırsın, yaşam tarzını gözden geçirsin, kilosunu versin. Çünkü hastalıkların yüzde 60-70’i yanlış yaşam stilinden kaynaklanıyor. Yanlış beslenme, hatalı alışkanlıklar, sağlıksız karakter ve ahlak gelişimi… Bunlar düzeltilmeden sadece sonuçlarla uğraşmak yeterli olmuyor. Tıpta çoğu zaman sonuçları tedavi etmeye çalışıyoruz. Oysa asıl yapılması gereken sonuçlardan önce sebepleri düzeltmektir.” dedi.

“Zihinsel sığınak, tevekkül ve teslimiyet halidir”

Mutluluğun kaynağının insanın iç dünyasında olduğunu vurgulayan Tarhan; “İç nedene bağlı mutluluk kimsenin değiştiremeyeceği bir mutluluktur. Kontrol sizdedir ama dış sebebe bağlı mutlulukta, ‘Şu makamım olsun mutlu olayım, şu parayı kazanayım mutlu olayım.’ denildiğinde mutluluk kontrol edilemeyen bir şarta bağlanmış olur. Böyle durumlarda o şey kaybedildiğinde kişi depresyona girebilir. Asıl soru şu: ‘Hayatın sonunda nasıl bir insan olacaksınız? Mezar taşınıza ne yazılacak? Nasıl anılmak istiyorsunuz? Öldükten sonra hayatla ilgili nasıl bir anlam dünyanız var?’ Çünkü insan için istisnası olmayan tek hakikat ölüm hakikatidir. İnsanın beyni ise farklıdır sonsuzluk ister özgürlük ister sosyallik ister ve ölümsüzlük ister. Aynı zamanda anlam arar. Beyin bu şekilde programlanmıştır. Diğer canlılarda bu düzeyde bir arayış yoktur. Buna metakognisyonla ilgili genetik altyapı deniyor. İnsanın kendini aşmasıyla ilgili zihinsel ve genetik algoritmalar vardır. Eğer bu algoritmalar uygun şekilde beslenmez ve yönlendirilmezse kişi bunalıma girebilir. Irvin Yalom buna varoluşun dört temel anksiyetesi der: Anlam arayışı, özgürlük arayışı, yalnızlıkla baş etme ve ölüme açıklama getirme çabası. İnsan bunlara tatmin edici cevaplar bulabildiği ölçüde acılara dayanabilir. Acıya anlam yüklerse dayanabilir, ölüme anlam yüklerse onu yönetebilir. Fakat yanlış anlam yüklediğinde, hayatın sonunda kendini uyuşturucuya, aşırı eğlenceye ya da kaçış davranışlarına verebilir. Gerçekleri unutmaya çalışır, hayatla bağını koparır ve kendini tüketir. Buna karşılık insan her şeyi bilen, her şeyi kontrol eden ve her şeyin anlamını kuşatan yüksek bir anlamın parçası olduğunu hissettiğinde rahatlar. Biz buna zihinsel sığınak diyoruz. Zihinsel sığınak, tevekkül ve teslimiyet halidir.” şeklinde konuştu. 

“İman tevhide, tevhit tevekküle, doğru tevekkül ise iki dünya mutluluğuna götürür”

Ramazan ayının bir arınma fırsatı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tarhan; “İnsanlar Allah’a inanıyor ama çoğu zaman Allah’a güvenmiyormuş gibi yaşıyor. Tevekkül kavramının içi bugün maalesef yeterince doldurulamıyor. Mesela bir avukata vekalet verdiğinizde ne olur? Artık ona güvenmeniz gerekir. Her işine karışırsanız o zaman vekalet vermenin anlamı kalmaz. Avukata güvensizlik aynı zamanda saygısızlıktır. Allah’a inanıyoruz ama ona güvenmiyoruz. Çünkü tevekkülün gereğini yerine getirmiyoruz. Uçağa binmişsiniz kaptana güvenmiyorsanız uyuyamazsınız. ‘Ya hata yaparsa ya dikkatsizse?’ diye sürekli şüphe ederseniz huzur bulamazsınız. Şoföre güvenmiyorsanız yolculuk boyunca tedirgin olursunuz. Güvenmek zorundasınız çünkü kaptanlığını kabul etmişsinizdir. Ameliyata giriyorsunuz cerraha güvenmiyorsunuz sürekli müdahale etmeye kalkarsanız o zaman iş daha da zorlaşır. Bazen hastalarımıza da söylüyoruz, ‘Sizin mesleğiniz mühendislikse, ben mühendislikten anlamam siz de tıptan anlamazsınız. Eğer mesleki yardım istiyorsanız, lütfen söylediklerimi o çerçevede dinleyin.’ Bu bazen net bir duruş gibi görünür ama aslında şeffaflık güven oluşturur. Allah’a inanıyoruz fakat onun sıfatlarını yeterince tanımıyoruz. Halbuki Allah, Kur’an’da ifade edildiği gibi insana şah damarından daha yakındır. Eğer ibadeti hayatımızın son günüymüş gibi son namazımızmış gibi kılabiliyorsak, haram-helal hassasiyetini elimizden gelen gayretle koruyabiliyorsak, Ramazan’ı bir arınma fırsatı olarak değerlendirebiliyorsak o zaman iman bizi tevhide götürür. Tevhit tevekküle, tevekkül teslimiyete götürür. Teslimiyet de yeniden tevekkülü güçlendirir. Tevekkül gerçekleştiğinde ise insan hem bu dünyada hem ahirette saadete ulaşır. Yani iman tevhide, tevhit tevekküle, doğru tevekkül ise iki dünya mutluluğuna götürür.” ifadelerini kullandı. 

“Güven için kural gerekir”

İslamiyet’te emin kavramının çok önemli olduğunun altını çizen Tarhan; “Tahkiki iman nedir? Allah’ın birliğine inanmak sadece sözle değil bilinçli ve temellendirilmiş bir şekilde inanmak demektir. Allah’a inanmak, kainattaki kurallı ve hikmetli sisteme de inanmak anlamına gelir. Bir ülkede hukukun üstünlüğü ne zaman vardır? Güç şahıslarda değil, kanun ve kurallardadır. Karakola düştüğünüzde ya da mahkemeye çıktığınızda hukuk dışı bir uygulamayla karşılaşmıyorsanız orada kurallı bir sistem var demektir. İslamiyet’in getirdiği en önemli kavramlardan biri de adalettir, hakkaniyet doktrini dediğimiz şey bu kurallı sistem anlayışıdır. Bir evde kurallı bir ortam yoksa çocuk yarın ne olacağını bilemez belirsizlik oluşur ve sağlıklı bir ilişki zemini kurulamaz. Demek ki güven için kural gerekir. İmanın güvene dönüşmesi için Allah’ın Kayyum ismini bilmek gerekir. Kayyum her şeyin Allah ile kaim olması demektir. Yani biz her an Allah’la bağlantı halindeyiz. Gücümüz de enerjimiz de Onunla ikame edilir. İlmi mutlak ondadır, irade-i mutlak ondadır, hikmeti mutlak ondadır, kudreti mutlak ondadır. Bunlar İsm-i Âzam olarak da ifade edilen yüce sıfatlardır. İnsan Allah’ı bu sıfatlarıyla tanıdığında, ‘Allah bana şah damarımdan daha yakın.’ hakikatini idrak eder. Onu görmesek de onun bizi gördüğünü bilerek yaşar. Böyle bir bilinç oluştuğunda iman güvene dönüşür. Eğer Allah’ın koyduğu kurallara uygun yaşıyorsanız niçin paniğe kapılasınız, niçin korkasınız? Hukuka uygun yaşayan bir insan gece rahat uyur. Kapısının çalınmasından korkmaz yalanı, hilesi, entrikası yoktur. İslamiyet’te emin kavramı çok önemlidir. Zaten iman kelimesi de aynı kökten gelir. Eminlik ve iman… Yani Allah’a tam inanmak, güvenmek ve teslim olmak demektir.” dedi.

“Şükür ve minnettarlık kişinin ruh sağlığını güçlendiriyor”

Şükran ve minnettarlık modüllerinden bahseden Tarhan; “İnsanoğlunun egosu yükseldiğinde herkesin ona borçlu olduğunu, her şeyin en iyisine layık olduğunu düşünmeye başlıyor. ‘Niye daha iyisi olmadı, niye daha fazlası olmadı?’ diye sorguluyor. Burada bir şükür eksikliği ortaya çıkıyor. Bu nedenle pozitif psikoterapide şükran günlüğü uygulaması yapıyoruz. Kişiye, ‘Her akşam bugün hayatında yaşadığın üç güzel şeyi yaz.’ diyoruz. Sabah kalktığında da sahip olduğu üç nimeti not etmesini istiyoruz. ‘Elim ayağım tutuyor, bir evim var, sağlığım yerinde…’ gibi basit görünen ama aslında çok kıymetli şeyler. İnsan çoğu zaman bunları fark etmiyor. Ayrıca minnettarlık modülü var. Geçmişte kendisine iyilik yapmış birine gidip iyilik yapmasını öneriyoruz. Bu bir tür ödev oluyor. Kişi gidip o iyiliği yaptığında karşı taraf şaşırıyor, ‘Niye yaptın bunu?’ diye soruyor. O da ‘Geçmişte bana bir iyiliğin olmuştu ben de bunun karşılığında yapmak istedim.’ diyor. Böyle durumlarda son derece sıcak ve samimi bir ilişki başlıyor. Şükür ve minnettarlık hem kişinin ruh sağlığını güçlendiriyor hem de insan ilişkilerini derinleştiriyor.” şeklinde konuştu. 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi05 Mart 2026