İnsanlık tarihinin ilk yazılı anayasası: Medine Sözleşmesi

10 - Eşitsizliklerin Azaltılması12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim8 - İnsana Yaraşır İş ve Ekonomik Büyüme

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Timaş Yayınları’ndan çıkan “Toplum Psikolojisi ve Empati” adlı kitabında, modern dünyanın temel referans metinlerinden biri olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile Medine Sözleşmesi’ni sosyolojik ve psikolojik bir zeminde karşılaştırdı. 

Magna Carta’dan da daha ileri olan Medine sözleşmesinin modern insan hakları metinlerinin ötesinde vizyon sunduğuna dikkat çeken Tarhan, sözleşmenin en çarpıcı yönlerinden birinin ırkçılık ve kölelik karşıtı yaklaşımıyla 13 asır öncesinde tek tip insan yetiştirmeyi hedefleyen modern ideolojilerin aksine, farklılıklara derin bir saygıyı temsil etmesi olduğunu kaydetti.

Tarhan, toplumsal empatiyi, karşılıklı sorumluluğu ve adaleti merkeze alan Medine Sözleşmesine, küresel düzeyde gerilimlerin yaşandığı bugünlerde 3. Dünya Savaşını önleyecek bir sözleşme demenin yanlış olmayacağını, gelir adaletsizliği ve servet düşmanlığının gittikçe arttığı günümüzde bu sözleşmedeki bakışa çok ihtiyaç olduğunu da dile getirdi. 
 

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Yazar Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Timaş Yayınları’ndan çıkan “Toplum Psikolojisi ve Empati” adlı kitabında, modern dünyanın temel referans metinlerinden biri olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile Medine Sözleşmesi’ni sosyolojik ve psikolojik bir zeminde karşılaştırdı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a göre, Batı dünyasının İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı sonuçlarının ardından 1948 yılında ulaşabildiği insani ve evrensel değerler, İslam medeniyeti tarafından 622 yılında, yani tam 1326 yıl önce Medine Sözleşmesi ile hayata geçirilmişti.

İnsanlık tarihinin ilk yazılı anayasası: Medine Sözleşmesi

Hz. Muhammed tarafından 622 yılında Müslümanlar, Yahudiler ve pagan toplulukları kapsayacak şekilde hazırlanan Medine Sözleşmesi, yalnızca bir barış protokolü değil; farklı inanç ve kültürlere sahip toplulukların hak, sorumluluk ve birlikte yaşama ilkelerini belirleyen kapsamlı bir toplumsal mutabakat metni olarak kabul ediliyor.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kitabında Medine Sözleşmesi’ni, insanlık tarihinin ilk yazılı anayasası olarak nitelendirerek, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Medine Sözleşmesi, bireyler, kültürel gruplar ve siyasi otorite arasındaki sınırları net biçimde tanımlayan; toplumsal empatiyi, karşılıklı sorumluluğu ve adaleti merkeze alan bir metindir. Bu yönüyle sadece dini değil, sosyolojik ve psikolojik bir devrimdir.”

Empati ve birlikte yaşama kültürü

Prof. Dr. Tarhan hem Medine Sözleşmesi’nin hem de 1948 tarihli BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, derin sosyolojik ve psikolojik travmaların ardından ortaya çıktığını ifade ederek, ancak iki metin arasındaki temel farkın bakış açısında yattığını dile getirdi.
Prof. Dr. Tarhan, “BM Beyannamesi daha çok bireyin devlet karşısındaki haklarını düzenleyen dikey bir ilişkiyi esas alır. Medine Sözleşmesi ise bireyler arasındaki yatay ilişkileri, diyaloğu ve toplumsal uzlaşmayı önceleyen bir metindir.” dedi.

Medine sözleşmesi modern insan hakları metinlerinin ötesinde vizyon sunuyor…

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a göre Medine Sözleşmesi, bazı yönleriyle modern insan hakları metinlerinin dahi ötesine geçen bir vizyon sunuyor. Bunların başında, günümüz beyanname ve anayasalarında yer almayan “çok hukuklu sistem” geliyor. Prof. Dr. Tarhan, “Medine Sözleşmesi, Yahudilere kendi dini hukuklarına göre yaşama ve medeni ilişkilerini düzenleme hakkı tanımıştır. Bu, tek tip insan yetiştirmeyi hedefleyen modern ideolojilerin aksine, farklılıklara derin bir saygıyı temsil eder.” diye konuştu.

Irkçılığa ve köleliğe 13 asır öncesinden darbe

Medine Sözleşmesi’nin en çarpıcı yönlerinden biri de ırkçılık ve kölelik karşıtı yaklaşımı. Prof. Dr. Tarhan’a göre sözleşmede yer alan “himaye altındaki kişinin, himaye edenle eşit sayılması” ilkesi, köleliği aşamalı olarak ortadan kaldırmayı ve ötekileştirmeyi yok etmeyi hedefleyen devrimci bir anlayışın ürünü.

Prof. Dr. Tarhan, “Bugün Batı dünyası hâlâ yabancı düşmanlığı ve yaşam tarzı ırkçılığıyla mücadele ederken, Medine Sözleşmesi 13 asır önce insan onurunu esas alan bir eşitlik anlayışı ortaya koymuştur.” ifadesinde de bulundu.

Toplumsal empati ve “makul” kavramı

Sözleşmede sıkça geçen “makul” kavramının bir uzlaşma dili ve empati çağrısı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Medine Sözleşmesi, zulme uğrayan kim olursa olsun yardım edilmesini emreden ilkeleriyle, din, dil ve ırk ayrımı gözetmeyen evrensel bir sosyal sorumluluk anlayışı sunuyor. Zulmedilene yardım etme ilkesi, modern insan hakları söyleminin temelini oluşturur. Bu ilke, Medine’de bir hukuk normu olarak uygulanmıştır.” şeklinde sözlerini sürdürdü.

Magna Carta’dan daha ileri…

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Medine Sözleşmesi’nin Batı hukuk tarihinin önemli metinlerinden biri olan Magna Carta ile kıyaslandığında dahi daha kapsayıcı olduğuna dikkat çekerek, “Modern toplumun ilk toplumsal sözleşmesi Medine Sözleşmesi’dir. Magna Carta onun ikinci aşamasıdır. Üçüncüsü ise Birleşmiş Milletler Beyannamesi’dir. Medine Sözleşmesi, Magna Carta’dan da ileridir. Ama ne yazık ki bilinmiyor, okutulmuyor.” dedi.

Bilgeliğin tohumları doğuda atıldı

“Toplum Psikolojisi ve Empati” kitabında yer alan bu analizler, insan hakları mücadelesinin yalnızca batıya özgü modern bir kazanım olmadığını; köklerinin İslam medeniyetinin adalet, empati ve birlikte yaşama anlayışına dayandığını ortaya koyuyor. 

3. Dünya savaşını önleyecek bir sözleşme…

Gerilimlerin yaşandığı günümüzde Medine Sözleşmesine, “3’üncü Dünya Savaşını önleyecek bir sözleşme dersek yanlış olmaz” diyen Tarhan, “Gelir adaletsizliği ve servet düşmanlığı gittikçe artarken bu sözleşmedeki bakışa çok ihtiyacımız var.” İfadelerini kullandı.  
 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi29 Ocak 2026