İnanç nörolojisi ve bağımlılık

Prof. Dr. Nevzat Tarhan İnanç nörolojisi ve bağımlılığı Psikohayat’ın son sayısında anlattı…

96Bağımlılık sorununun üç ayağı vardır; bunların birincisi, maddenin özellikleri, ikincisi, çevrenin etkisi (alt kültür), üçüncüsü ise kişilik özellikleridir.

Maddenin verdiği kolay haz duygusu bağımlılık için yeterli değildir. Aynı maddeyi kullanan binlerce kişide bağımlılık oluşmaz. O maddenin tekrar kullanımı için bir alt kültür gereklidir. Diskoteklerde ışık oyunlarının karanlığında güçlü hoparlörlerle çalınan "hard rock, heavy metal, black metal" türü müzikler ya da cinsel özgürlük çılgınlığına davet eden eğlence kültürünün özellikleri bağımlılığın ikinci ayağını oluşturur. Bağımlılığın üçüncü ayağı ise kişilik özellikleridir. Aynı ortamda bulunan kişilerden bazıları madde bağımlısı olurken bazıları olmaz.

VAROLUŞ VE ALIŞKANLIK TUZAKLARI

İnsanın evrensel varoluşta bir farklılığı vardır. Beyninin ön bölgesinde (frontal alan) ifadesini bulan bazı genler kodlanmıştır. DNA'da yazılı dört özellik "metakognisyon" genleri olarak tanımlanır. Varoluşun farkında olma, anlamlılık kavramı, zaman kavramı, yeniliği arama kavramı genlerinden oluşan bu yapı, kendi algoritması ile insanı diğer varlıklardan farklı kılar.

Bu farklılık, insanın kendini gerçekleştirirken, kişiliğini oluştururken çeşitli risklere girmesini de gerektirir. Beynin ön bölgesinde bir alan; kişinin, kişilik sınırlarının yok olduğu, evrenle bütünleştiği duygusunun yaşandığı, bütün arzularının giderildiğini ve bütün ihtiyaçlarının karşılandığını hissettiği an aktif hale gelir. Şöyle ki; kişi evrenle bütünleştiğini hissederken, bütün arzularının tatmin edildiği, huzurlu, dingin, keyifli bir halde olduğunu duyumsar. Bu duy¬guyu yakalamak için çabalamak, kişinin amacı olur. Madde veya keyif verici sanal alıştırıcılar da beyinde benzer bir durumu aktive eder. PET gibi birçok beyin haritalama çalışmaları ile doğrulanan bu duygu, insa¬nın zevk tuzaklarına düşmesini de açıklar.

İNANÇ NÖROLOJİSİ

Bilimsel çalışmalar, güçlü beyin görüntüleme yöntemleri kullanarak meditasyon, dua etme gibi ruhani eylemler sırasında beynin farklı işlediğini ortaya çıkarmıştır. Örneğin; Newberg, Tibetli Budistlerin meditasyon yaparken derin transa geçtikleri sırada radyoaktif boya şırınga ederek yaptığı deney sonucunda, beynin bazı bölgelerinin değişime uğradığını belirlemiştir. Bu deney, ruhani deneyim sırasında insanların "kendileri olma" duygusunu kaybettiklerini, evrenle bütünleştiklerini, bütün istekleri karşılanmış, ihtiyaçları giderilmiş gibi doyum ve zevk duygusu hissettiklerini ortaya çıkarmıştır.

Bu duyguların nedenini anlamak için beynin ön bölgesinde neler olduğunu bilmemiz gerekir. O bölge bloke edildiğinde, kişinin dışarıdaki dünya ile arasındaki sınırın ortadan kalktığı tespit edilmiştir. Keyif verici madde alan insanların beyinlerinde de benzer bölgelerde yoğun aktivite değişikliği yaşandığı görülmektedir. "İnsan kendi kendine beynin o bölgesini çalıştırmayı öğrenirse, keyif verici maddelere ihtiyacı kalmaz mı?" sorusu bilimsel çalışmalarda ana araştırma alanı haline gelmiştir.

Evrenle tek vücut olmak gibi aşkın (transandantal) duygular nereden kaynaklanır? Meditasyon esnasında yükselen konsantrasyon neden beynin ön bölgesinde değişiklik yapar? Bu sorulara yönelik bir çalışma örneği olarak, Kanada'da bir nörologun insanların başlarına "ruhani deneyimler üreten manyetik miğfer" takması verilebilir. Mistikler için "Nirvana"nın ne demek olduğu, Hıristiyanların "Tanrının inayetine mazhar olma" ifadesi, Sufilerin "cezbe halleri", beynin sınırları ile yakından ilişkili gözükmektedir. Sinir sistemi iletenleri ve beyin kimyası ile ruhani deneyimlerin açıklanıp açıklanamayacağı; heyecan verici bilimsel çalışma alanlarıdır.

Ruhani eylemler, aşk, tutku ve keyif verici maddeler daha iyi tanındıkça bunların beyne etkileri de daha iyi anlaşılacaktır. Genetik kodlarımıza uygun yaşamak; varoluşa uygun yaşamak anlamına gelir. İnsan biyolojisine uygun yaşamak da insanın menfaatinedir. Bunun için biyolojik bilimlerle toplum bilimleri birbirini tamamlayacak ve mutlu insan tipini bulmaya çalışacak diyebiliriz.

ALIŞKANLIĞIN AMAÇ OLMASI

Alışkanlığın insan yaşamının amacı haline gelmesi alışkanlık eğilimi ile ilgilidir. Zevk verici şeyleri tekrar yapma eğilimi, kişi kendisini doğru amaçlara yönlendiremiyorsa alışkanlık haline gelir.

Genetik yapı incelendiğinde, kuşun genetik yapısının uçmaya, atın genetik yapısının koşmaya ayarlı olduğu görülürken, insanın da belirli bir amaca yönelik olarak çalışmak için yaratılmış olduğu görülür. İnsanın hangi amaç uğruna çalışacağı, kendi iradesine bırakılmıştır. İnsandaki seçme yeteneği doğru bir amaca yönelmezse, belli alışkanlıklar amaç olur. Bu alışkanlıklar müzik dinleme, internete girme, televizyon izleme, kitap okuma, tavla kâğıt oynama, çay-kahve, sigara içme, içki ya da uyuşturucu kullanma veya cinsellik olabilir. Kişinin çalışma gücünü, verimini azaltan, çevreyle ilişkisini bozan, beden ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olan alışkanlıklar yaşamını şekillendirmeye başlar.

İnsan öldükten sonra nasıl anılacağını düşünerek, kendisine ve varoluşuna uygun, yaşama amacına yönelik soyut inançlar edinirse, kısa-kolay ama mutlu etmeyen alışkanlıklara ihtiyaç duymaz.

BAĞIMLILIKTA "ZEKÂ +TECRÜBE =AKIL" FORMÜLÜ

Önceleri zekânın tek tip ve değişmez olduğu kabul ediliyordu. Son yıllarda "çoklu zekâ" tanımı yapıldı. Sözel, mantıksal, müziksel, doğasal, sosyal, içsel, bedensel zekâ alanları belirlendi. Böylece "beyin temelli öğrenme" kavramı gelişti. Buna bağlı olarak zekâ, kişinin öğrenme gücü olarak özetlenebilmektedir. Bu nedenle zekânın bağımlılığı öğrenme ve önlemede önemli rol oynayacağı açıktır.

Zekâsı düşük ve donuk insanların, çözemedikleri sorunlar ve küçük engellenmeler karşısında depresif oldukları, korku, güvensizlik ve kaygı geliştirdikleri bilinir. Bu kişiler, eğer kültürleri alkol ve maddeyi onaylıyorsa kolayca bu seçeneğe sığınıp onlardan güç almaya çalışabilirler. Diğer taraftan zekâsı ortalamanın üzerindeki insanlar, zekâlarına fazla güvenirlerse çevreyle daha sık çatışma ve sürtüşme içine düşebilir, bunun sonucu olarak, uyumsuzluk, gerginlik ve gerilim yaşayabilirler.

Öğrenme, araştırma, bilgi edinme ve bireysel yaratıcılık gibi özelliklerini sıradan insanlarla paylaşamadıkları için kendilerini yalnız hissedebilirler. Eğer kültürel yapı olarak alkol ve madde kullanımına yönelme seçenekleri varsa, bu yolla kaygı ve sıkıntıdan kurtulmaya çalışabilirler. Uzun süreli kullanımda da bağımlılık geliştirirler.

Alkol ve madde bağımlılarının çoğunun bunları kullanmaya başlamadan önce hiperaktif, tutarsız, aceleci, sabırsız, amaç ve değerlere duyarlı olmayan, kendini yalnız hisseden kişiler oldukları ve çözüm arayışı esnasında zekâlarını doğru kullanamamalarının rolünün olduğu bilinmektedir. Zekâ ve akıl farklı şeylerdir. "Zekâ +Tecrübe =Akıl" formülü burada geçerlidir. Zekâsını tecrübeleriyle doğru harmanlayıp kullanamayan ve sorun çözme yöntemi olarak alkol ve maddeyi gören pek çok üstün zekâlının yaratıcılığının yok olduğunu biliyoruz.

Zekâ, beynin bilgi işlem kapasitesidir. Alkol ve madde, sinir hücreleri arası bağları (network) zedeleyerek zekâ kullanımını yavaş yavaş bozar. Madde bağımlılarında ileri yaşlarda unutkanlık yaşanmaya başlanması tesadüfi değildir.

PSİKOHAYAT DERGİSİ /AĞUSTOS

Okunma : 3092

 

İlgili

07 Mart 2012
"Kişisel Haberler" içerisinde
18 Haziran 2012
"Kişisel Haberler" içerisinde

Haberler

Foto Galeri