TARHAN Ailesinin Soy Ağacı

Çocuksu Ego ile Yetişkin Ego Dengesi Başarıyı Etkiliyor…

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türk Hava Yolları Havacılık Akademisinin düzenlediği seminere konuşmacı olarak katıldı. Pandemiyle birlikte evden çalışmak gibi yeni bir yaşam formu oluştuğuna dikkat çeken Tarhan, esnek çalışmanın verimsiz çalışmak olmadığını, kişilerin evden çalışırken de iş yerindeki gibi verimli olabileceğini hatırlattı. Planlı çalışma ve zaman yönetimine vurgu yapan Tarhan, bireylerin çocuksu ego ile yetişkin ego arasındaki dengeyi de sağlamaları gerektiğini ifade etti

 Çocuksu Ego ile Yetişkin Ego Dengesi Başarıyı Etkiliyor…

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türk Hava Yolları Havacılık Akademisinin düzenlediği  “Pandemide Psikolojiyi Yönetmek” başlıklı programa konuşmacı olarak katıldı. Tarhan, pandemi sürecinin kişilerin fiziksel ve ruh sağlığına etkilerine dair değerlendirmelerde bulundu.

“Çocuk egomuz ve yetişkin egomuzun arasındaki dengeyi sağlamamız gerekiyor”

Koronavirüs pandemisiyle birlikte evden çalışma sisteminin ortaya çıkmasıyla bazı yetişkinlerin çocuksu davranışlara yöneldiğini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan çocuksu ego ve yetişkin ego arasındaki dengenin sağlanması gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan; “Evden çalışmak yeni bir yaşam formu oluşturdu. Esnek çalışma saatlerinin olması demek verimsiz çalışmak demek değildir. Bir kişi evden çalışırken de iş yerinde çalıştığı kadar verimli olabilir. Bu durumda kişilerin yapması gereken en önemli şey planlı çalışmak ve zaman yönetimini iyi yapmak olmalı. Özellikle evde yatakların üstü açık olmamalı. Hepimizin içinde tembel bir çocuk vardır. Yetişkin iş adamları çocukluk arkadaşlarıyla bir araya gelince birbirlerine o kadar çocuksu davranıyor ki gözlemleyenler şaşırıyor. Birden bire kişiyi çocuksu formata sokuyor ve insan çok mutlu oluyor. Fakat bu her zaman sınırsız davranmak demektir. Hayat kurallı bir ortamdır, kuralsız yaşayan kişiler kendini harcar, zaman yönetimi yapamaz. Özellikle evde çalışırken giyilen kıyafetlere de dikkat etmek gerekiyor. Birkaç yerde atletle toplantılara katılan müdürlere şahit olduk. Bu, kişide feodal kafa devam ediyor fırsat buldukça ortaya çıkıyor demek. Halbuki kişiler entelektüel olabilmeyi kişilik kodlarına epigenetik olarak yerleştirmişse böyle durumlarda otomatik yapacaktır. Ama bu konuda içimizdeki çocuk her zaman kendini çocuksu tarafa çeker. Ama biz burada çocuk egomuz ve yetişkin egomuzun arasındaki dengeyi sağlamamız gerekiyor.” Dedi.

“Herkesin bu işe inanıp sahip çıkması gerekiyor”

Bu süreçte en önemli unsurun işbirliği ve inanç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Covid-19 özellikle bütün dünyada olan Influenza salgınına benzer bir şekilde geliyor. Bununla çok karşılaştırıldı fakat öldürücü olmasının sebebi o zamanki sağlık sisteminin şimdikiyle çok farklı olması. O dönemde birinci dünya savaşı bitmiş, bütün Avrupa perişan durumdaydı. Şu anda da dünyada gelişmişlik yeterli değil. Böyle bir dönemde meydana geldiği için çok ciddi ölümler oldu. Savaşın verdiği yıkımın, salgının ortaya çıkmasında çok önemli bir rolü vardı. Ama dünya Covid-19 salgınına bir savaş sonrası savunmasız ve alt yapısız yakalanmadı. Bu durumda Çin çok çok ciddi önlemler aldı. Çin modeli şu anda dünyada ideal model olduğu görüldü. Bir ay boyunca kapıları bile çivilediler. Salgının ilk patlamasını söndürüp sonrasında yayılmaları daha kolay halledebildiler. O dönemde Çin’deki bir üniversitenin Covid-19 raporu elimize geçti. O raporda salgını çeşitli temizlik ve hijyen önlemiyle değil, iş birliğiyle önledik şeklinde bir ifade geçiyor. Bu nokta çok önemli. Herkesin bu işe inanması, sahip çıkması iş birliğini çok iyi sağlaması gerekiyor.” Şeklinde konuştu.

“Üzerinde duracağımız şey krize karşı nasıl davranacağımızdır”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “O dönemde psikiyatrik hastalıklarda da ciddi bir patlama yaşandı. Bütün hastanelerde hizmetlerin azalmasına rağmen psikiyatride hasta hiç azalmadı ve bazı ağır vakalar artmaya başladı. Şu anda da öyle. Çin’de Covid pandemisinden sonra boşanmalar o kadar çok artmış ki mahkemeler dilekçeleri bir ay sonraya erteleyip kabul etmiyorlarmış. Türkiye’de böyle bir kriz şu anda yok. Biz bu durumu daha iyi atlattık. Aile desteğinin daha güçlü olmasının burada önemli bir rolü de var. Evlilik içinde ertelenmiş sorunlar varsa bir araya gelince onları çözmeye çalıştılar. Eğer sorun çözme yöntemi geliştiremedilerse de bu durum ciddi bir çatışmaya sebep oldu. Bunun için bizim burada üzerinde duracağımız şey krize karşı nasıl davranacağımızdır.” İfadelerini kullandı.

Krizlerin iki boyutu: Tehlike ve Kazanım

Prof. Dr. Nevzat Tarhan kriz dönemlerinin iki boyunun olduğunu belirterek, “Özellikle 65 yaş üstünde çok fazla kötü etki verdi. Fiziksel hareketliliğin olmamasına bağlı çok ciddi rahatsızlıklar ortaya çıktı. Onlar hasta olmasın, enfeksiyondan korunsun derken çok ciddi farklı rahatsızlıklarla karşılaştılar. Hatta hayatında 65 yaşına kadar antidepresan kullanmayan kişiler kullanmaya başlamış böyle bilgiler de aldık. Daha sonra bunlar gevşetildi, telafi edilmeye çalışılıyor. Ama biz o dönemde başlayan psikolojik hastalıklarla hala uğraşıyoruz. O dönem sosyal bir krizdir. Krizlerin iki boyutu vardır. Biri tehlike, biri de kazanım boyutudur. Burada kişiler tehlike boyutuna odaklanırsa kapıdan her gelen kişiyi, her hareket eden kişiyi Covid olarak görüyor. Altmış dakikanın elli dakikasını bunu düşünerek geçiriyor. Bu da kişinin ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Fakat şu anda biraz daha bu durum insanlar bilinçlendiği için azaldı. Televizyonlarda radikal örnekler gösteriliyor fakat toplumun büyük bir çoğunluğu artık bilinçlenmiş bir durumda. Bunun daha da çok artması gerekiyor.” Dedi.

“Ciddiye almamak şu anda bir nevi zeka özürlülük gibi kabul edilebilir”

Salgını ciddiye almayan insanların yakınlarının salgına uğramasıyla bilinçlendiğini söyleyen Tarhan; “Son zamanlarda toplumda ne olacaksa olsun diyen bir gurup oluştu. Özellikle gençlerde özgürlüğü hayatının yaşam sebebi görme duygusu var. Bu modernizmin ve çağın getirdiği özelliklerden bir tanesi. Bu tarz kişiler bunun yanlış ve abartılı olduğunu düşünerek dinlememeyi tercih ediyorlar. Ama birinci dereceden yakınları hasta olunca birden bire fikirleri değişebiliyor. Tehlike yakın ve ciddi bir tehlike. Uzak bir tehlike değil, çok dramatik sonuçları olan bir hastalık. Bunu ciddiye almamak şu anda bir nevi zeka özürlülük gibi kabul edilebilir.” İfadelerini kullandı.

Okunma : 461

ÜHA

 

Haberler

Foto Galeri