Çocuk adaletinde hedef yeniden topluma kazandırmak olmalı!

10 - Eşitsizliklerin Azaltılması11 - Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim

Üsküdar Üniversitesinde düzenlenen “Adli Süreçteki Çocuk: Adalet, Koruma ve Sorumluluk Paneli”nde çocukların suça sürüklenmesinde aile, çevre, dijital bağımlılık ve sosyal koşulların etkisi ele alındı. 

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çocuğun ekrana maruz kaldığı süre önemli değil. Önemli olan ekrana maruz kaldıktan sonra hayatta neyi kaybettiğidir.”

Prof. Dr. Sevil Atasoy: “Bir çocuğun bir suç isnadıyla karşılaşması, onun kimliğinin bütünüyle ‘suçlu’ olarak tanımlanabileceği anlamına gelmez.” 

Prof. Dr. İsmail Barış: “Çocuk adalet sisteminin temel amacının cezalandırma değil, rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma olması gerektiği ısrarla vurgulanmış vaziyette.” 
 

Üsküdar Üniversitesi Küreselleşme ve Gençlik Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KÜGEMER), Hukukçular Derneği ve Hukukçular Derneği Gençlik Komisyonu iş birliğiyle “Adli Süreçteki Çocuk: Adalet, Koruma ve Sorumluluk Paneli” düzenlendi.

Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen panele Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Rektör Danışmanı ve KÜGEMER Müdürü Prof. Dr. İsmail Barış, Rektör Danışmanı Halide İncekara, Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Mehmet Melih Gülseren, Hukukçular Derneği Gençlik Komisyonu Başkanı Av. Mehmet Özcan, akademisyenler, hukukçular, adli bilimciler ve sivil toplum temsilcileri katıldı.

Panelde çocukların suça sürüklenmesine neden olan bireysel ve toplumsal etkenler, ceza sorumluluğu, yargılama süreçleri, mağdur hakları ve koruyucu tedbirler değerlendirildi. Çocuk adalet sisteminde cezalandırma ile rehabilitasyon arasındaki dengeye dikkat çekilirken, erken müdahale, aile desteği, sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi ve kurumlar arası iş birliğinin önemi vurgulandı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yapay zekâya bağlanan gençlerde ciddi klinik vakalara rastladık”

Açılış konuşmaları kapsamında programa video mesajla katılan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Vakıf Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, değişen dijital dünyanın çocuklar açısından yeni tehlikeler oluşturduğunu belirterek, özellikle yapay zekâ kullanımına bağlı gelişen sorunlara dikkat çekti.

Çocuklarda davranışsal bağımlılıkların ve dijital risklerin yakından izlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Değişen dünyada adli sürece sürüklenmiş çocukları bekleyen bazı tehlikeler var. Çocuklarda şu anda en çok gördüğümüz durum yapay zekâya bağlanma. Dijital bağımlılık, davranışsal bağımlılıktan yasaklı madde bağımlılığına kadar hepsinde bir bağımlılık süreci var. Kişi bir davranışı nasıl alışkanlığa ve bağımlılığa dönüştürüyor bunu iyi bilmek gerekir.”

“Sorunlu kullanım varsa çocuk artık risk grubundadır”

Dijital teknolojilerin sorunlu kullanımının çocukların günlük yaşamını etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, özellikle uyku düzeni, fiziksel aktivite ve gerçeklikle kurulan ilişkinin önemine işaret etti.

Prof. Dr. Tarhan, “Önce çocuklarda sorunlu kullanım oluyor. Sorunlu kullanım uykuyu bozuyor, hareketi ve sporu ihmal ediyor ve onun dışında çocukta gerçeklikten kopan davranışlar ortaya çıkıyor. Sorunlu kullanım varsa bu çocuk artık risk grubundadır.” dedi.

Çocukların gelişiminde aile tutumlarının belirleyici olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Anne babanın ekran maruziyeti fazlaysa çocukta da ekran maruziyeti fazla olur. Bu nedenle aile çocukla ilişkisine çok önem vermeli.” diye konuştu.

“Önemli olan ekrana maruz kaldıktan sonra hayatta neyi kaybettiğidir”

Ekran kullanımının yalnızca süre üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuğun ekrana maruz kaldığı süre önemli değil. Önemli olan ekrana maruz kaldıktan sonra hayatta neyi kaybettiğidir. Mesela akademik başarısı mı etkileniyor, sosyal ilişkileri mi zarar görüyor, günlük yaşam aktiviteleri mi aksıyor? Bağımlılığın belirtileri var. Kişi ekrana ya da yasaklı maddeye erişemediği zaman yoksunluk krizi geçiriyor mu? Böyle durumlarda hayatının merkezine neyi koyduğuna bakmamız lazım.” ifadelerini kullandı.

Çocukların yalnızca akademik başarılarına odaklanılmasının yeterli olmadığını da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukların akademik zekâsı iyi olabilir ama sosyal ve duygusal zekâları da önemlidir. Çocuklarımızın sosyal ve duygusal beyin alanlarını eğitemezsek gelecekte ciddi kayıplar yaşayabiliriz. Bu zamanda bir annenin, bir babanın ve toplumun vazifesi iyi bir insan, erdem ahlakına sahip bir insan yetiştirmektir. Çünkü böyle bir durumda çocuğun hayatında zihinsel ve ahlaki bir pusula var demektir. Bu pusula sayesinde çocuk kendi kendini yönetebilir hale gelir.” dedi.

Moderatörlüğünü Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Sümeyye Koman Atasoy'un üstlendiği ilk oturumda Prof. Dr. Mahmut Koca, “Yaş Küçüklüğünün Ceza Sorumluluğuna Etkisi” başlıklı sunumunda çocukların ceza sorumluluğunu ele alırken Dr. Öğr. Üyesi Saliha Merve Kaya, “Cezai Sorumluluğu Olmayan Çocuklara Uygulanacak Güvenlik Tedbirleri” başlığı altında konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy ise “Bir Çocuk Nasıl Suçluya Dönüşür? – Çocuğun Suça Sürüklenmesinin Kriminal Boyutları” başlıklı sunumunda çocukların suça sürüklenmesinin kriminal boyutlarını değerlendirdi.

Prof. Dr. Sevil Atasoy: “Bir çocuğu işlediği fiille özdeşleştirmek, değişebilme ihtimalini gözden kaçırmaktır”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, çocukların suçla ilişkisini yalnızca işledikleri fiil üzerinden değerlendirmenin yanlış olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Atasoy, çocuk adalet sisteminde kullanılan dilin ve çocuğa yaklaşım biçiminin önemine dikkat çekerek, “Bir çocuğun bir suç isnadıyla karşılaşması, onun kimliğinin bütünüyle ‘suçlu’ olarak tanımlanabileceği anlamına gelmez. Üstelik isnat ile kesinleşmiş hüküm aynı şey değildir. Yeni düzenlemeyle Çocuk Koruma Kanunundaki ‘suça sürüklenen çocuk’ ifadesinin ‘adli süreçteki çocuk’ olarak değiştirilmesini bu açıdan önemsiyorum. Ancak kelimelerdeki değişikliğin, çocuğu dinleme, değerlendirme ve ona müdahale etme biçimimize de yansıması gerekir. Çünkü çocuğu dosyasındaki fiille özdeşleştirdiğimizde, değişebilme ihtimalini de gözden kaçırabiliriz.” diye konuştu.

“Mağdurun adalete erişimi tartışmasız bir sorumluluktur”

Çocuğun korunması ile mağdurun haklarının gözetilmesinin birbirine karşıt yaklaşımlar olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Atasoy, “Öte yandan çocuğun hayatını anlamaya çalışmak, verdiği zararı küçültmek değildir. Yaralanan kişinin acısı gerçektir. Mağdurun korunması, desteklenmesi ve adalete erişimi tartışmasız bir sorumluluktur. Bizim görevimiz, bu sorumluluğu yerine getirirken aynı zararın yeniden doğmasını da önlemektir.” diye konuştu.

“Sosyal inceleme raporu yalnızca dosyadaki bir belge olmamalı”

Çocuk adalet sistemindeki sosyal inceleme raporlarının çocuğun gerçek yaşam koşullarını ortaya koyması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Atasoy, “Sosyal inceleme raporu yalnızca dosyada bulunması gereken bir belgeye dönüşürse beklenen yararı sağlayamaz. Rapor bize çocuğun nerede yaşadığını söylemeli, fakat bununla yetinmemeli. Orada güvende olup olmadığını da açıklamalı. Okula kayıtlı olduğunu söylemeli, fakat okula gerçekten devam edip edemediğini de araştırmalı. Ailesiyle yaşadığını belirtmeli, fakat o aile içinde bakım, gözetim ve korunmanın nasıl sağlandığını da değerlendirmeli.” dedi.

Hazırlanan raporların uygulanabilir çözüm önerileri içermesi gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Atasoy, “Hangi desteğe ihtiyaç var, kim sağlayacak, ne zaman başlayacak, sonucu kim izleyecek? Çünkü bir çocuğu korumak, onun zarar verdiği kişiyi unutmak anlamına gelmez. Çocuğun sorumluluğunu değerlendirmek de onun korunma ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Adalet bu iki sorumluluğu birlikte taşıyabildiğimizde güçlenir.” ifadelerini kullandı.

Programın ikinci oturumu, Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve KÜGEMER Müdürü Prof. Dr. İsmail Barış’ın moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Oturumda Hâkim Seda Yörük Avcıl ve Cumhuriyet Savcısı Zeynep Büşra Aksoy Yıldırım, “Çocuğun Yargılanma Süreci” başlıklı sunumlarında çocukların yargılama sürecini ele aldı. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve TBMM Araştırma Komisyonları Eski Başkanı Halide İncekara ise “Adli Süreçte Çocuğa Nasıl Yaklaşılmalı? – Süreçte Gerekli İyileştirmeler” başlıklı konuşmasında, adli süreçlerde çocuklara yaklaşım biçimlerini ve sürecin iyileştirilmesine yönelik değerlendirmelerini paylaştı.

Prof. Dr. İsmail Barış: “Cezaların ağırlaştırılması, çocuk adaletini cezalandırıcı bir çizgiye sürükleyebilir”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve KÜGEMER Müdürü Prof. Dr. İsmail Barış, çocuk adalet sisteminin temel yaklaşımının rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma olması gerektiğini vurguladı.

Uluslararası çocuk hakları düzenlemelerine dikkat çeken Prof. Dr. Barış, şu ifadeleri kullandı:

“Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Pekin Kuralları açısından baktığımız zaman, çocuk adalet sisteminin temel amacının cezalandırma değil, rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma olması gerektiği ısrarla vurgulanmış vaziyette. Cezaların ağırlaştırılması, caydırıcılık argümanıyla açıklanmaya çalışılsa da çocuk ceza adaletinin cezalandırıcı bir çizgiye savrulma riski de taşıyor.”

“Sosyal hizmet altyapısı güçlendirilmeden tedbirler başarılı olamaz”

Yeni düzenlemelerle ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar için dijital risklerden korunma, kitap ve kütüphane, çevre temizliği ve bağımlılıkla mücadele gibi yönlendirme tedbirleri getirildiğine dikkat çeken Barış; “Çocukların erken yaşta dijital ve çevresel risklerden korunmasının pedagojik açıdan çok doğru bir şey olduğunu göstermekte. Ebeveyn ihmallerinin cezai yaptırıma bağlanmış olması da önleyici hukuk açısından doğru bir karar olduğunu, doğru bir düzenleme olduğu noktasında beni tatmin ediyor. Ancak bu tedbirlerin başarılı olması için kesinlikle sosyal hizmet altyapısının güçlendirilmesi gerekir.” dedi.

Çocukların kapalı ceza infaz kurumlarıyla erken yaşta temas etmesinin doğurabileceği risklere de işaret eden Barış, “İnfaz rejimi ve fiziksel ayrıştırma konusunda ise çocukların kapalı ceza infaz kurumlarıyla erken yaşta temas etmesi yetişkin suç kültürüyle tanışma riskini ortaya çıkartır diye endişe ediyoruz. Buna karşın çocukların kendi içlerinde yaş ve suç niteliğine göre ayrıştırılması, en azından akran zorbalığının önlenmesi açısından olumlu bir durumdur. Sonuç itibarıyla yapılan yeni düzenlemelerde her aşamada çocuğun üstün yararı ilkesinin rehber edilmesi esas olmalıdır.” şeklinde konuştu.

Halide İncekara: “Çocukla ilgili sonuçları değil, sebepleri konuşmalıyız”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Halide İncekara ise çocukların karşı karşıya kaldıkları koşulların çoğu zaman göz ardı edildiğini ifade ederek, şunları söyledi:

“Benim hayat felsefem sonuçları gidermek üzerine değil, sebepleri ortadan kaldırmak üzerine kurdular. Önünüze gelen her çocuk sonuç. Durmadan bu sonuçla ilgili vicdan, merhamet, adalet diyoruz ama sebepleri konuştuğumuz zaman yine kucağınıza bıraktıkları çocuğu siz eğitin, bir de topluma kazandırın diye artı size bir görev veriyorlar. Kimsenin böyle bir şeye hakkı yok.”

Çocukların haklarının korunması konusunda uzun yıllar mücadele ettiğini belirten İncekara, “Siyaset çocuklarla çok ilgilenmez. Oy kullanmazlar çünkü. Çocuğun karşısında örgütlenmiş bir kitle, yargı, eğitimci, anne baba ve örgütsüz bir çocukluk vardır. Anayasaya çocuğun üstün yararı maddesini koyduruncaya kadar çok mücadele ettim. Çocuğun üstün yararını gözeterek hareket edebilmek için mücadele ettim ve Anayasa’ya girmesini başardım.” ifadelerini kullandı.

“Çocuk yargı önüne gelmeden önce önleyici tedbirler alınmalı”

Çocukların korunmasında erken müdahalenin ve kurumlar arası koordinasyonun önemine işaret eden İncekara, “Çocuğu korumaya çalışacağım ama mağdur olanın hukukunu da korumakla ilgili bir derdim olması lazım. Kamu vicdanını rahatlatmakla ilgili bir derdim olması lazım. Çocuğun doğduğu andan itibaren bütün kayıtlarına hâkim olan, aşıları ve kontrolleri yaptığı için her aileye girme şansı olan Sağlık Bakanlığıdır. O zaman çocuğu belirli bir yaşa kadar ailenin içinde şiddet görüyor mu, taciz görüyor mu, bu belirtileri var mı diye takip etmek ve önleyici tedbirleri almak gerekiyor.” dedi.

Ceza adaletinde yalnızca cezalandırma yaklaşımının yeterli olmayacağını belirten İncekara, “Bu tür uygulamalarda aileye ve çocuğa eş zamanlı destek, eğitim ve kazanım sağlanabiliyor. Çocuğun yalnızca cezalandırılması değil, yaşanan olayın telafi edilmesi ve çocuğun yeniden kazanılması üzerine de düşünmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Av. Mehmet Özcan: “Adli süreçteki çocuğa yaklaşım, geleceğin hukukçularının nasıl yetiştiğiyle ilgilidir”

Panelin açılışında konuşan Hukukçular Derneği Gençlik Komisyonu Başkanı Av. Mehmet Özcan, çocuk adalet sisteminde görev alacak hukukçuların eğitim sürecinin önemine dikkat çekti.

Özcan, “Bizim için Gençlik Komisyonu, şehirleri ve fakülteleri birbirine bağlayan bir teşkilatın ötesinde bir yuva bir ailedir. Farklı şehirlerden farklı fakültelerden gelen gençler burada birbirine omuz verir birlikte öğrenir, üretir ve büyür.” dedi.

Genç hukukçuların çocuk hakları konusunda bilinçlenmesinin önemini vurgulayan Özcan, “Yarının hâkimi, savcısı, avukatı ve akademisyeni olacak gençlerin çocuk gibi hassas bir meseleyi sahada görev yapan meslek mensupları ve alanında yetkin hocalarımızla birlikte tartışması bizim için büyük bir kazanımdır. Adli süreçteki çocuğa yarın nasıl yaklaşılacağı o sürecin içinde görev alacak gençlerin bugün nasıl yetiştiğiyle doğrudan ilgilidir.” ifadelerini kullandı.

Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Mehmet Melih Gülseren de panelin düzenlenmesinde emeği geçenlere ve ev sahipliği dolayısıyla Üsküdar Üniversitesine teşekkür etti. Gençlere yönelik çalışmaların önemini vurgulayan Gülseren, geçmişte gençler için yürüttükleri projeleri hatırlatarak, bu alandaki dayanışmanın değerine dikkat çekti.

Katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından hediye takdimi gerçekleştirildi. Program, toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Paylaş
Oluşturulma Tarihi: 27 Ekim 2026