TARHAN Ailesinin Soy Ağacı

Çocuğun cinsel kimliği annesi ve babası tarafından öğretilmelidir

Çocuğun cinsel kimliğinin gelişmesinde anne ve babanın tutumlarının çok önemli olduğunu vurgulayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocuğun kimliğinin anne ve babası tarafından öğretilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle erkek çocukların gelişiminde baba rolünün önemli olduğunu vurguladı.

Çocuğun cinsel kimliği annesi ve babası tarafından öğretilmelidir

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sorularla İslamiyet Youtube kanalına konuk oldu. Tarhan programda Prof. Dr. A. Halim Ulaş'ın sorularını yanıtlayarak, sağlıklı çocuk yetiştirmede anne ve babanın üzerine düşen sorumluluklara işaret etti.

Biyolojik cinsiyet, cinsel kimlik ve cinsel yönelim kavramları birbirinden ayrılmalı,

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, transseksüellik ve eşcinselliğin çok karıştırıldığını ve bunun üç ayağı olduğunu belirterek “Biyolojik cinsiyet, cinsel kimlik ve cinsel yönelim. Bu bilgi net olarak ilk defa 2010 yılında Scientific Mind dergisinde yayınlandı. Bu üç kavramı ayırmamız gerekiyor. Biyolojik cinsiyet genlerdeki kromozomlarda belli oluyor. XY varsa erkek, XX varsa kadındır. Bu doğuştan gelen bir durum. Cinsiyet hormonu olarak, birinde erkeklik hormonları, diğerlerinde kadınlık hormonları daha çok salgılanıyor.” dedi.

Cinsel kimlik sosyal hayatta öğreniliyor

Cinsel kimliğin sosyal hayatta öğrenilen bir kavram olduğunu ifade eden Tarhan, “Biyolojik cinsiyet genellikle biliniyor ama toplumsal cinsiyet olarak bilinen aslında cinsel kimlik. Kişi, bunu sosyal hayatından öğreniyor. Genetik değil epigenetik deniyor. Epigenetik, genetiğin kuantumu demektir. Epigenetik, çevrenin gende yaptığı değişikliklerin ortaya çıkmasıdır. Mesela alkol kullananlarda epigenetik değişiklik oluyor. Alkolü ihtiyaç gibi hissetmeye başlıyorlar. Obezitede kişi, çok yemeye alıştığı için genetik polimorfizm üretiyor ve kişi yemeyi durduramaz hale geliyor. Bunlar genetik polimorfizm. Kişinin alışkanlıklarının gende yaptığı değişiklikler, bu son yıllarda 1-2 nesil daha genetik olarak aktarılabildiğini gösteriyor. Bu nedenle çevrenin genlerde yaptığı değişiklikler epigenetik. Cinsel kimlikte de genetik zannedilen aslında epigenetik değişiklikler bunlar. Doğuştan değil edinsel.” dedi.

Çocuğun cinsel kimliği annesi ve babası tarafından öğretilmelidir 2

Cinsel kimlik sosyal normlarla oluşur

Cinsel kimliğin asırlardır gelen sosyal normlar ile oluştuğunu belirten Tarhan, “’Kadın böyle davranır, erkek böyle davranır’ tarzındaki bu cinsel kimlik kültürlerle değişiyor. Psikiyatride sınıflandırma ölçekleri var. DSM-5, en son çıkan ölçektir. Kimlik disforisi olarak bilinen cinsel disfori, kişinin doğuştan gelen kimliğinden rahatsız olma, hoşnut olmama durumudur. ABD'de geliştirilmiş cinsel disfori ölçeği var. Bu ölçeğin Türkiye geçerlilik güvenilirliğini yaptık ve 2021'de yayınladık. ‘Gender disfori Nevzat Tarhan’ diye girilirse o ölçek bulunur.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Amerikan Psikiyatri Birliği APA’nın 1981 yılında transseksüelliği “bu hastalık değildir” diyerek adını değiştirip hastalık olarak tanımladığını kaydetti.

ABD’de heterofobi yaygınlaştı

Homofobinin kişinin eşcinsellik ya da transseksüellik ile ilgili aşırı korku, öfke ve nefret duygusu hissetmesi olduğunu ve birçok kültürde yaygın olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Türkiye'de yapılan bir araştırmada ‘Eşcinsel bir komşunuz olsun ister misiniz?’ sorusuna  %75 oranında ‘Hayır istemeyiz’ yanıtı veriliyor. Bu kültürel bir durumdur. San Francisco'da bir kongreye gitmiştim. Bir psikiyatrist meslektaşıma ‘San Francisco çok özgür bir yer, burada üçüncü cinsel kimlik bayağı yaygın. Dünyada %2-3 oranındayken burada %20'leri geçiyor. Homofobi ne durumda?’ diye sordum. Arkadaşım ‘Burada homofobi yok heterofobi var’ dedi. Heterofobi, evlilikten nefret etme, evli çiftlerden nefret etme, evlilik karşıtlığıdır. Bu durum, hukuk normlarında, Avrupa Birliği’nde, birçok batı ülkesinde hukuken meşrulaştı. Son 15-20 yıl içerisinde Türkiye'de suç olmaktan çıkarıldı. Bunun üç aşaması var: Yasal normları düzeltmek, toplumun kabullenmesini sağlamak ve insanların bunu savunmasını sağlamak. ‘Kadın Psikolojisi’ kitabında bu konuyu, ‘Kadın ve erkek biyolojik olarak farklıdır ama hak ve fırsatlarda eşittir’ olarak bilimsel kanıtlarla ele aldım.” dedi.

Üçüncü cinsiyet olup olmadığına ilişkin araştırmalar yapıldı

Üçüncü cinsiyetin olup olmadığına ilişkin çalışmalar yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu çalışma 2019'da Nature dergisinde yayınlandı. Çalışmanın içinde Oxford dahi yer aldı. 477 bin kişinin genomu çalışıldı. Basında ‘No Gay Gen’ diye duyurdular. 2000 yılında dünya gen haritası genom projesi başlatıldı. 2013 yılında insan genomu ilk kez açıklandı. Açıklandıktan sonra, ilk genom çalışması 2 milyar dolara mal olmuştu. Ama şu anda ‘Whole Genome Analizi’ deniyor, o analiz 2-3 günde 2 bin dolara yapılabiliyor. Bu konuda ABD ve Kanada’da çalışmalar yapıldı. ‘Transseksüellerde ortak bir gen var mı?’ diye araştırıldı. Öyle bir gen yok. Bulunamadı. Youtube'da var, ilgilenen oradan açıp bakabilir. Çok ciddi bir kanıt. Bu kişilerde anne karnındayken düşük olmasın diye östrojen hormonu alınmış oluyor. Bu durum, çocuğun beyninde değişiklik yapıyor. Çocuğun daha sonraki duygularını etkileyebiliyor.” dedi.

Sonradan olan değişiklikler yanlış yorumlanıyor

Üçüncü cinsiyetin ortaya çıkmasında bazı kesimlerin hormonal değişiklikleri kanıt olarak gösterdiğini belirten Tarhan, “Son yıllarda erken ergenlik olmaya başladı. Normalde 12-13 yaşında olan ergenlik şimdi 9 yaşına kadar düştü. Buna prekoks ergenlik deniyor. Kişilerin ergenliği geciktirilmek için patoloji alınıyor, çocuk büyümüyor, boyu kısa kalıyor. Bu nedenle hormonların organlarda ve beyinde yaptığı değişiklikler, bu duruma kanıt olarak sunuluyor. Bunlar doğuştan olan değişiklikler değil, sonradan olan değişikliklerdir. Bunları doğuştan gibi yorumlamak tamamen sonuçlara bakıp sebebi yanlış yorumlamak gibi oluyor. İstisnalara bakıp kural geliştirilmez. Mutasyonlar da genellikle normali güçlendirmez, normali bozan mutasyonlardır.” dedi.

Cinsel kimlik anne ve baba tarafından öğretilir

Çocuğun cinsel kimliğinin gelişmesinde anne ve babanın tutumlarının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocuğun kimliğinin anne ve babası tarafından öğretilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuğun cinsel kimliği ile kararı ebeveynleri verir. Nasıl ki çocukların bankadan para transfer etme hakkı yoksa cinsel kimliği değiştirme hakkı da yoktur. 18 yaşına kadar anne baba doğal varisidir. Bu çağ, özgürlüğün anayasal madde olduğu çağ. 18 yaşına kadar bir anne baba çocuğa bunu öğretmediyse, bundan sonra da artık öğretemez. Korkutmayla ve yasaklamayla olmaz. Burada o nedenle annelik ve babalık çok önemlidir.” dedi.

Cinsel yönelimde anne ve baba tutumları belirleyici oluyor

Transeksüel bireylerde cinsel kimlik disfori ölçeği uygulandığını belirten Tarhan, “O ölçekte 25 tane madde var. O ölçekte ‘Dünyaya yeniden gelsen kadın olarak mı, erkek olarak mı gelmek isterdin?’ ‘Vücudundan rahatsız oluyor musun?’ şeklinde sorular soruluyor. Kişinin cinsel eğilimleri ve cinsel kimliğinin test edilerek puan verilmesi sağlanıyor. Bu puana göre kişinin eğilimi belirleniyor. Bu alanda yapılan çalışmalar anne ve baba tutumlarını ortaya koyuyor.. Freud’un burada çok iyi bir gözlemci olduğunu söyleyebiliriz. Freud bu yönelimleri eşcinsel yönelim bozukluğu olarak adlandırıyor. Bu kişilerde güçlü, dominant, aşırı sevgi dolu bir anne olduğunu ve annenin erkek karşıtı olduğunu söylüyor. Mesafeli, zayıf, ilgisiz bir baba olduğunda, erkek çocuklarının cinsel rol model olarak, babayı değil anneyi seçtiğini söylüyor. Bazı annelerin yaptığı bir hata var. Çocukların yanında babayı aşağılıyorlar ve çocuğun nazarında küçültüyorlar. Bir anne kendi öfkesini tatmin etmek için babaya karşı çocuğu dolduruşa getirirse o çocuğun cinsel kimliğinin bozulmasına sebep olur.” uyarısında bulundu.

Erkek çocuk için baba modeli gerekiyor

Anadolu’da babanın evde anne tarafından yüceltildiğini kaydeden Tarhan, “Baba evde anne yüceltilmediği zaman erkek çocukta babaya karşı öfke ortaya çıkıyor ve çocuk rol model olarak anneyi seçiyor, anneyle özdeşim kuruyor. Çocuk 10 yaşına kadar cinsel kimliğini öğreniyor. 10 yaşından sonra değiştirmek çok daha zorlaşıyor. 12 yaşını geçtikten sonra artık çocukta kendi özerklik duygusu gelişiyor, anneden babadan çok arkadaşlarını sevmeye başlıyor. Ergenlik giriyor, hormonlar canlanıyor. Bu yaşlarda erkek çocuklar için evde baba rolü yoksa bile dayı ve amca rolü gibi bir erkek model olmalıdır. Anne teşvik etmeli ve çocuğun o kişiyle zaman geçirmesini sağlamalıdır. Baba rolünün eksik bırakılması çocukta cinsel kimlik bozukluğu olması riskini artırabilir.” uyarısında bulundu.

Evdeki rollerin karışmaması gerekiyor

GATA’da görevli olduğu yıllarda iki erkek çocuğunun askere alınmak istediğini ancak sonradan ameliyatla erkek olduklarının anlaşıldığını kaydeden Tarhan, heyetin çürük raporu verdiğini söyledi. Tarhan, yaptığı araştırmada bu kız çocuklarının tamamen erkek modellenerek büyütüldüğünü söyledi. Çocuğun cinsel kimlik gelişiminin sosyal öğrenmeyle olduğunu belirten Tarhan, “Çocuk evde üç şeyi örnek alıyor; anneyi, babayı ve anne ile babanın ilişkisini. Eğer evde kadın rolü, erkek rolü karışmamışsa, anne ve babayla ilişki sağlıklıysa, o çocukta cinsel kimlik bozukluğunun olması mümkün değil. Baba soğuk, azarlayan, aşağılayan bir babaysa sorunlar baş gösterebiliyor. Babalık sadece eve ekmek getirmekle olmuyor. Babalık rolü ayrı, eş rolü ayrı, iş adamı rolü ayrı. Bunları karıştırmamak gerekiyor. Bu durum kadın için de aynı şekilde geçerlidir. Anne rolü, baba rolü, erkek kadın rolüyle birlikte çocuk tarafından gelişen zihnine ve ruhuna yazılıyor. Çocuğun ruhuna, gelişen zihnine doğru şeyi yazmak için onunla zaman geçirilmesi gerekir. Çocuk anlatılanları değil, yaşananları kaydeder. Çocuk yaşanan tüm hikayeleri kaydeder. Küçük yaşta hayat senaryoları oluşturur. Çocuğun oluşan hayat senaryolarında, iyi anne rolü, iyi baba rolü, iyi ilişki rolleri olmalıdır. Anne ve babanın çocuğun hatalı davranışında ‘Ben seni seviyorum, sen benim için değerlisin ama bu yaptığın şeyi onaylamıyorum’ diyebilmesi gerekir. Madem özgürlük çağında yaşıyoruz bunu karıştırmamak gerekiyor. ‘Senin tercihindir, normaldir’ demek vebaldir.” dedi.

Duygu durum bozuklukları sonucu yaşanabiliyor

Trans bireylerin kimi zaman bu durumdan rahatsız olduğunu ve düzelmek istediğini belirterek profesyonel yardım için başvurabildiğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu vakaları araştırdığımız zaman çoğunda duygu durum bozukluğu çıkıyor. Duygu durum bozukluğu olduğu için duygusal kararları sağlıklı veremiyor. Son kararı ona bırakıyoruz. Çünkü vebal onun, hayat onun, karar onun. Genellikle anne babalar, komşu ne der, akrabalar ne der diye düşünüyor. Sen çocuğunu şu ana kadar yanlış yetiştirmişsin. Artık komşu mu önemli, çocuğun mu önemli? Ayıp, günah, yasak diye büyütülen çocuklar çok oluyor. Bu tarz vakalar, özgürlüğün olmadığı, evde sohbetin paylaşımın olmadığı ailelerde daha çok ortaya çıkabiliyor. Bir başka durumda da çocuk, babayı ve anneyi sinirlendirerek rahatlıyor. Çünkü anne babaya karşı kendini güçlü hissettiği bir alan ortaya çıkarmış oluyor.” dedi.

Küresel sermayenin en büyük hedefinin dünyaya hâkim olmak ve dünyaya hükmetmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bunun için de dünyadaki nüfus artışından çok rahatsız olduklarını, 1960’larda aile planlaması projelerinin bu amaçla başlatıldığını söyledi. O dönem Türkiye’deki küresel sermayenin ortaklarının bu projeyi desteklediğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Batı Anadolu kabul etti, Doğu Anadolu bunu reddetti ve toplum ikna edilemedi. Sonuçta bu Türkiye’de başarılı oldu. Şu anda Türkiye’deki nüfus özellikle Batı Anadolu da nüfus şu anda normalde 2’e 3 doğumken şu anda 2’nin altına düştü. Şu andaki gidişe göre 20-30 sene sonra Avrupa gibi olacağız.” dedi.

Kırılgan hane oranı artıyor

Kırılgan hane sayısının da arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Günümüzde 5 kişilik haneler var, 1 kişilik haneler var. 5 kişilik hanelere sağlıklı hane deniyor. 1 kişilik haneye kırılgan hane deniyor. Kırılgan hane ile kastedilen şey, evlerin, ailelerin birer kişilik, anne – çocuk, baba – çocuk gibi noktasında gelmesi ya da tek kişilik evlenmeyen ama birlikte yaşayan çiftlerden oluşması. Türkiye’de 2018’deki bir istatistik var. Son 15 yılı almış o istatistik çalışmaya göre Türkiye’ de 5 kişilik haneler hızla azalıyor, 1 kişilik haneler artıyor. Tek kişilik, tek ebeveynli aileler çoğalıyor. Böyle durumlarda sağlıklı çocuklar yetişmesini beklemek çok zor.” dedi.

Günümüzde özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde nikahsız doğum oranının %50’nin üzerine çıktığını kaydeden Tarhan, “Çocuk doğuyor ama anne baba evli değil. Fransa’da nüfus kağıtlarında artık anne – baba ismi yazılmıyor, ebeveyn bir, ebeveyn iki yazılıyor. İsveç ve Norveç gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde çocuk bakım evleri ve kadın sığınma evleri o kadar fazla ki çocuklara artık anne dedirtmiyorlar. Çünkü anne deyince çocuk ona sarılan, okşayan, seven birisini arıyor. Böyle biri bulunamıyor ve bakıcı her gün değişiyor. O nedenle bakım veren diyorlar. Çocuklara anne kavramını öğretmiyorlar. Bu nedenle de şu anda Kuzey Avrupa ülkelerinin refah, maddi refah seviyesi yüksek ama psikolojik refah seviyesi düşük kalıyor. Bu toplumları sosyal ve psikolojik bir yozlaşma ciddi bir şekilde bekliyor. Aile kavramının olmadığı yerde sağlıklı çocuk büyütmek çok zor. Aile kurumu, insanlığın keşfettiği en önemli kurumdur. Evlilik biyolojiktir, eşleşme biyolojiktir ama evlilik kültüreldir, aile kültüreldir sonradan öğrenilmiş. İnsanlığın en büyük keşfi aile kurumudur.” diye konuştu.

Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmalı

Birleşmiş Milletler ’in sürdürülebilir kalkınma için oluşturduğu 17 hedefe dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu etiketlerden birisi de toplumsal cinsiyet eşitliği etiketi. Toplumsal cinsiyet eşitliği haklı bir savunma. Çünkü şu anda Türkiye’de de erkek zulmü çok var. Erkek, ekonomik gücünü eline alıyor. Eskiden ona katlanan bir kadın vardı ama şu andaki kadınlar öyle değil. Okuyorlar daha çok eşitlik ilişkisi olmaya başladı. Böyle durumlarda ‘Sen bana nasıl karşı çıkarsın’ diye itiraz ediyor, kavga çıkıyor, şiddet uygulanmaya başlıyor, fiziksel gücü yüksek olan erkek, eziyor ve bir müddet sonra karşı çıkmaya başlayınca, şiddet, öldürmeye kadar giden durum ortaya çıkıyor. Bunun arka planında erkeklerin, bu dünyadaki kültürel değişmeyi, kadının özgürleşme hareketini kavrayamaması var, anlayamaması var.” dedi.

Toplumsal cinsiyet eşitliği tanımı doğru şekilde yapılmalı

Toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki tanımın doğru yapılması gerektiğini de vurgulayan Tarhan, kadının özgürleşme hareketinin haklı bir hareket olduğunu kaydetti. Kadın ve erkeğin ailede, toplumsal hayatta  ve iş hayatında eşit hak ve fırsatlara sahip olması gerektiğini vurgulayan Tarhan, “Toplumdaki hak ve fırsatlarda kadın ve erkek eşittir, hukuk önünde eşittir ama biyolojik olarak eşit değil. Biyolojik olarak eşit yaratılmamış. Çünkü genler farklı çalışıyor, beyinler farklı çalışıyor, organlar farklı çalışıyor, algılamaları farklı. Biyolojik olarak eşit değil ama haklı fırsatlarda eşit, bunu kabul edecek. Kötü niyetli kişiler toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında, kadın erkek eşitliği diye biyolojik eşitliği de bunun içine sokuyorlar.” dedi. Bu tanımın doğru şekilde yapılmasının devletin kurumlarının bir görevi olduğunu söyledi.

Evde eş başkanlık sistemi olmalıdır

Evde doğru ve sağlıklı bir iletişim için kadın ve erkek arasındaki dengenin sağlanması gerektiğini de kaydeden Tarhan, “Evde eş başkanlık sistemi olmalıdır. Madem sen evin bütün ihtiyaçlarını karşılayamıyorsun ve eşin çalışmak zorunda, o zaman eş başkanlık sistemi gibi birlikte karar verici bir evlilik olacak. Evliliğin başında kadın da erkek de böyle başlayacaklar. İlk başta böyle olursa, evlilikte bir sözleşme demektir, evlilik yürüyebiliyor. Bizim kültürümüz çok güzel bir formül üretmiş, evin dahili müdürü kadın, harici müdürü de erkek demiş. Asırlardır gelen böyle bir denge kurmuş. Evlilikteki ilişki hiçbir zaman köle-efendi ilişkisi değildir.” dedi.

Okunma : 637

ÜHA

 

Haberler

Foto Galeri